AİLE İÇİ ŞİDDET VE ÇOCUK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Aile, insanın kendini en güvende hissetmesi gereken yerdir. Bir çocuk için aile yalnızca bir barınak değil, dünyayı anlamayı, güvenmeyi, sevmeyi ve sevilmeyi öğrendiği ilk okuldur. Ancak bu okulda sevgi yerine korku, güven yerine tehdit, anlayış yerine şiddet varsa çocuk yalnızca bir aile dramının tanığı olmaz, aynı zamanda bu travmanın birincil taşıyıcısı hâline gelir.

Aile içi şiddet çoğu zaman yalnızca eşler arasındaki bir sorun olarak görülür. Ancak evde olan her türlü fiziksel ya da ruhsal şiddet duvarların çocuğun ruhuna kazınır. Çocuklar, şiddetin doğrudan hedefi olmasalar bile onun tanığı olduklarında derin psikolojik etkiler yaşarlar. Amerikan Psikoloji Birliği’nin (APA) raporlarına göre, aile içi şiddete tanık olan çocuklarda kaygı bozuklukları, depresyon, davranış problemleri ve ilerleyen yaşlarda şiddet davranışı gösterme riski anlamlı biçimde artmaktadır.

Çocuk zihni, yetişkinlerin sandığından çok daha hassas bir kayıt cihazı gibidir. Evdeki atmosferi, ses tonlarını, bakışları ve korkuyu kaydeder. Bir çocuğun en temel ihtiyacı güven duygusudur. Eğer çocuk kendi evinde güvende hissetmiyorsa, dünyayı da güvenli bir yer olarak algılaması zorlaşır. Bu durum ilerleyen yıllarda ilişkiler kurma biçimini, özgüvenini ve hatta kimlik gelişimini doğrudan etkiler.

Yapılan çalışmalara göre şiddet öğrenilen bir davranıştır. Albert Bandura’nın sosyal öğrenme kuramına göre çocuklar davranışları gözlem yoluyla öğrenirler. Yani bir çocuk, sorunların bağırarak ya da fiziksel şiddete çözüldüğünü görerek büyüyorsa, bir yetişkin olduğunda benzer yöntemlere başvurma olasılığı artar. Bu nedenle aile içi şiddet yalnızca bugünün değil, aynı zamanda geleceğin de sorunudur.

Ne yazık ki toplumumuzda şiddet çoğu zaman “aile meselesi” olarak nitelendirilir ve  görmezden gelinir. Oysa bir evde yaşanan şiddet yalnızca o evin duvarları içinde kalmaz. Okula giden bir çocuğun davranışlarında, arkadaş ilişkilerinde, akademik başarısında ve ruh sağlığında kendini gösterir. Bir öğretmenin sınıfta gördüğü öfke patlaması ya da içe kapanıklık, çoğu zaman evde yaşanan görünmez bir dramın izidir.

Bir toplumun geleceği çocukların ruh sağlığıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle aile içi şiddeti yalnızca bireysel bir problem olarak değil, toplumsal bir sorumluluk olarak görmek gerekir. Şiddetin normalleştiği bir ortamda sağlıklı bireyler yetiştirmek mümkün değildir.

Çözüm ise yalnızca cezai yaptırımlardan ibaret değildir. En az bunun kadar önemli olan şey, toplumsal farkındalık ve psikolojik destek mekanizmalarının güçlendirilmesidir. Aile danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ebeveyn eğitimlerinin artırılması ve çocukların güvenli alanlara erişiminin sağlanması bu mücadelenin önemli adımlarıdır.

Unutmamak gerekir ki çocuklar konuşamasalar bile hissederler. Ve çoğu zaman yaşadıkları korkuyu kelimelere dökemezler. Evdeki şiddetin en ağır yükünü belkid e en çok çocuklar taşır. 

Bir çocuğun büyürken duyduğu en güçlü ses, sevgi olmalıdır. 

Kendinize nazik davranmayı unutmayın!

AİLE İÇİ ŞİDDET VE ÇOCUK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.