Yağmur yağıyor…
Toprak suya doyuyor ama biz hâlâ aynı soruyu soruyoruz:
“Bu kadar mı hazırlıksız yakalanılır?”
2023’te büyük depremi yaşadık. Ardından, daha yaralar sarılmadan gelen sel felaketi… İnsanlar hayatını kaybetti, ihmaller konuşuldu, sorumluluklar tartışıldı. O günlerde herkes aynı şeyi söyledi: “Bir daha yaşanmayacak.”
Peki bugün ne oldu?
Aradan 3 yıl geçti. Yine yağmur yağdı.
Yine kırsal mahalleler sular altında.
Yine ahırlarda hayvanlar telef.
Yine tarlalarda emek çöpe gitti.
Neyse ki bu kez can kaybı yok. Ama soralım:
İş sadece “ölüm olmadı, şükür” demekle mi bitiyor?
Bakın, kimse doğaya kızmıyor. Yağmur yağacak. Sel olacak.
Ama şu da bir gerçek:
Suyun nereden geleceği belli.
Nerede birikeceği belli.
Nasıl yönlendirileceği belli.
O zaman sorun nerede?
“Yağmur çok yağdı” demek kolay.
Peki ya hazırlık?
Yağış uyarıları günler öncesinden yapılmıyor mu?
Araçlar hazır değil mi?
Personel yok mu?
Devletin imkânı mı yok?
Var.
Ama iş uygulamaya gelince hep aynı tablo:
“Oraya ulaşamadık…”
“Buraya müdahale edemedik…”
“Şu eksikti…”
İyi de kardeşim, bunları selden sonra söylemenin kime ne faydası var?
Vatandaş soruyor:
“Yağmur geleceği belliydi, neden nöbet tutulmadı?”
“Bu suyun yolu belli, neden önlem alınmadı?”
Ama raporlar hazırlanır, toplantılar yapılır, belki de herkes görevini “eksiksiz” yapmış gibi gösterilir. Hatta ödül alanlar bile çıkar.
İşte asıl mesele burada.
Sorun yağmur değil.
Sorun kader değil.
Sorun, önlenebilir olanın önlenmemesi.
Bu şehir her afetten sonra aynı cümleyi kuruyor:
“Ders çıkarılmalı.”
Ama görünen o ki, ders alınmıyor. Sadece tekrar ediliyor.
Şanlıurfa artık şunu sormak zorunda:
Bu bir doğa olayı mı, yoksa yönetim zaafı mı?
evap netleşmeden, her yağmurda aynı filmi izlemeye devam edeceğiz.
Ve biz yine birbirimize dönüp şunu diyeceğiz:
“Her şey aynı… Eski tas, eski hamam.”