Etrafınıza bir bakın; her köşede ayn karakteri göreceksiniz. Elinde en son model telefon, aklında eğlence, oyun, dilinde ise bitmek bilmeyen bir "sistem eleştirisi". Ancak bu eleştiri, dünyayı daha iyi bir yer yapma derdinden değil, kendi ataletini meşrulaştırma çabasından besleniyor. Karşımızda modern bir trajedi var: Üretmekten köşe bucak kaçan ama takdir edilmeyi bekleyen, hiçbir şey katmadığı dünyaya en yüksek perdeden fatura kesen o kitle.
Bu profil için maaş asla "yeterli" değildir. Ancak buradaki paradoks şudur: Onlara dünyanın tüm altınlarını da serseniz, performansları bir milim bile artmaz. Çünkü onlar için iş, hayatın içinden çalınmış bir "yük", maaş ise bu yüke katlandıkları için ödenen bir "tazminat"tır. "Bu paraya bu kadar" cümlesi, aslında "Ben zaten yapmayacaktım, bu da bahanesi" demenin kibarcasıdır. Şartlar iyileşse bile bahaneler sadece form değiştirir; bugün maaşı, yarın ofisin havasını, öbür gün yolun uzaklığını dert ederler.
Kitap kapağı açmamakla övünen, bir makale okumayı "zaman kaybı" gören ama saatlerce oyun başında ya da sosyal medyada kaybolan bir zihinden bahsediyoruz. Zekasını sadece kısa yoldan nasıl sıyrılacağına, işten nasıl kaçacağına yoran bu "pratik zeka", uzun vadeli hiçbir üretimin parçası olamaz. Çünkü üretim sabır ister, disiplin ister; oysa onların dünyası sadece anlık eğlence ve tüketim üzerine kuruludur.
Bu karakterler, kendilerinden daha fazla çalışan, okuyan ve üreten insanları "enayi" olarak görürler.
Bir projenin üzerine titreyen iş arkadaşına "Plaket mi verecekler?" derler.
Kendini geliştirene,gecesini gündüzüne katıp bir şeyler ortaya koyana"Hayat sana güzel tabii, uğraş dur," diye iç çekerler.
Bu küçümseme, aslında derin bir savunma mekanizmasıdır. Çalışan insanın başarısı, onların tembelliğini görünür kılar. Eğer üreteni aşağı çekip "sistemin kölesi" ilan ederlerse, kendi boşlukları bir tür "özgürlük" gibi görünmeye başlar. Kendi çukurlarını, başkalarına "siz yukarıda çok yoruluyorsunuz" diyerek pazarlarlar.
Hayat, sadece ekranlardaki oyunlardan veya hafta sonu eğlencelerinden,cafelerde gece yarılarına kadar vakit öldürmekten ibaret değil. Bir toplumun kalitesini, o toplumun ne kadar eğlendiği değil, zorluklar karşısında ne kadar değer ürettiği belirler. Bahanelerin arkasına saklanıp, üretene çamur atarak geçen bir ömür, finalde sadece "keşkelerle" dolu bir sessizliğe mahkumdur.
Belki de artık aynaya bakıp şu soruyu sorma vaktidir: Tembelin,üretmeyenin,bulmayanın,geliştirmeyenin üzerinin çizildiği bir dünyada bu kafadaki bireylerden kurulu olan bir toplumun daha ne kadar ömrü olabilir sizce ?