OKUL KORİDORLARINDA YANKILANAN SİLAH SESLERİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okulun koridorlarında yankılanan silah sesleri, sadece o binanın duvarlarını değil, bir toplumun vicdanını da derinden sarstı. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan ve 16 öğrenci ile öğretmenin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırı, artık görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçeği yüzümüze çarpıyor. 

GENÇLER NE YAŞIYOR?

Okulun anlamı ve çağrışımı nedir bizler için…. Güvenli olması gereken bir yer. Ailelerin çocuklarını gözleri arkada kalmadan emanet ettiği, hayallerin kurulduğu, geleceğin şekillendiği bir alan. Tam da bu yüzden böyle bir mekânda yaşanan şiddet, sadece bir olay değil güven duygusunun da sarsılmasıdır. 

Okul, yalnızca gençlerin ve çocukların emanet edildiği dört duvardan ibaret değildir. Bir çocuğun hayata bakışının şekillendiği, ilk sosyal ilişkilerini kurduğu, kendini ifade etmeyi öğrendiği bir alandır. Bu yüzden burada yaşanan her kırılma, yalnızca bireyi değil, uzun vadede toplumu da etkilemektedir. Bu sebeple güven duygusunun zedelendiği bir okul ortamı, sadece o anı değil, geleceği de yaralamaktadır.

Henüz 19 yaşında bir genç, hayatının henüz en güzel dönemlerinde ve hayat yolcuğunun henüz daha en başında iken eline uzun namlulu bir silah alarak bir okula girip ateş açıyor… Bu, yalnızca bireysel bir “suç” olarak değerlendirilebilecek kadar basit bir durum değil ne yazık ki. Bu, aynı zamanda bir çöküşün, birikmiş bir sessizliğin ve çoğu zaman fark edilmeyen bir iç dünyanın dışavurumudur. Burada asıl dikkat edilmesi gereken şey, olayın kendisinden çok onun önceki sürecidir. Hiçbir davranış bir anda ortaya çıkmaz. Her şeyin bir birikimi vardır. Çünkü görülmeyen, duyulmayan, bastırılan ve ertelenen duygular zamanla iç dünyada büyür. Ve çoğu zaman dışarıdan fark edilmesi en zor olan şey, en tehlikeli olandır.

Aslında hepimizin korkması ve ürkmesi gereken durum şu: Bu tür olaylar bize artık “uzak” gelmiyor. Sanki dünyanın başka yerlerinde olurmuş gibi düşündüğümüz tablolar, giderek daha yakınımızda yaşanmaya başlıyor. Bu da sadece bireyleri değil, toplumsal yapıyı da yeniden sorgulamamız gerektiğini gösteriyor bize.

İşte tam da bu noktada sorulması gereken ilk soru şu: Bir insan, özellikle de bir genç, bu noktaya nasıl gelir?

Belki de bu sorunun tek bir cevabı yok. Ama kesin olan bir şey var. Bu noktaya bir anda gelinmez. Bu durum, bir sürecin sonucudur. Küçük kırılmaların, sessiz kalınan anların, görmezden gelinen duyguların birikmesiyle oluşan bir süreç…

İnsan zihni özellikle gençlik döneminde çok hassastır. Bu dönemde yaşanan her olay, sadece o anı değil, geleceği de etkiler. Bir kelime, bir dışlanma hissi, bir başarısızlık deneyimi bile bir gencin zihinde kalıcı izler bırakabilir. Bu izler zamanla birleşir ve kişinin kendine ve dış dünyaya bakışını şekillendirir.

İÇ DÜNYADA GÖRÜLMEYEN ÇATLAKLAR

Psikoloji bize şunu söyler, şiddet çoğu zaman bir sonuçtur. Uzun süre bastırılmış öfke, dışlanmışlık hissi, değersizlik algısı, travmalar ve ihmal edilmiş duygular… Bunların her biri, bir bireyin iç dünyasında derin çatlaklar oluşturur. Eğer bu çatlaklar zamanında fark edilmez ve onarılmazsa, bir gün kırılma kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle mesele yalnızca “olay” değildir; mesele olaydan önceki sessiz süreçtir.

İnsan bazen en çok da anlaşılmadığında sertleşir. Kendini ifade edemeyen bir zihin, zamanla başka yollar aramaya başlar. Ve o yollar sağlıklı değilse, sonuçları da tıpkı bu olay gibi ağır olur.

DİJİTAL KALABALIKLAR ARASINDA YALNIZLIK

Bugünün gençleri, her zamankinden daha fazla görünür ama aynı zamanda daha yalnız. Sosyal medyada “var” olan, ama gerçek hayatta anlaşılmayan bir nesilden bahsediyoruz. Beğenilerle ölçülen değer algısı, sürekli karşılaştırılma hali ve başarısızlık korkusu… Tüm bunlar, genç bireylerin ruh sağlığını ciddi şekilde etkiliyor. Burada önemli bir nokta var. Görünürlük, her zaman anlaşılmak anlamına gelmez. Bir genç sosyal medyada binlerce kişi tarafından görülse bile, kendini yalnız hissedebilir. Çünkü dijital kalabalıklar, gerçek duygusal bağların yerini tutmaz.

Kalabalıkların içinde büyüyen ama iç dünyasında giderek yalnızlaşan bir nesil düşünün … Bu yalnızlık çoğu zaman fark edilmiyor çoğu zaman görmezden geliniyor. Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey “normal” görünüyor. Oysa en büyük kırılmalar, en sessiz görünen anlarda yaşanır ne yazık ki.

Bugün gençlerin yaşadığı bir diğer önemli mesele de şu sürekli kıyaslanma hali. Akademik başarı, sosyal çevre, ekonomik durum ve hatta görünüş üzerinden yapılan karşılaştırmalar, bireyin kendi değer algısını büyük oranda zedelenmelere sebep oluyor. Bu da zamanla içsel bir baskıya dönüşüyor. Ancak burada mesele sadece bireysel psikolojiyle de sınırlı değil. Çünkü bir bireyi şekillendiren sadece kendi iç dünyası değildir. İçinde bulunduğu toplum, maruz kaldığı dil ve gördüğü örnekler de en az onun kadar belirleyicidir.

Toplumsal olarak da önemli bir eşikteyiz. Şiddetin normalleştiği, öfkenin hızlı ve kontrolsüz bir şekilde dışa vurulduğu bir iklimde yaşıyoruz. Televizyonlarda yayınlanan diziler, sosyal medyadan, gündelik hayattan beslenen bu dil özellikle henüz kimlik gelişimini tamamlamamış gençler üzerinde güçlü bir etki yaratıyor.

Bugün bir tartışmanın ne kadar hızlı bir şekilde nefrete dönüşebildiğini hepimiz görüyoruz. Tahammül eşiği giderek düşüyor. Empati kurmak zorlaşıyor. Bu atmosferde büyüyen bir gencin, duygularını sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi de her geçen gün daha zor hale geliyor.

Bir diğer kritik nokta ise erişim meselesi. Bir gencin bu denli tehlikeli bir silaha ulaşabilmiş olması, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir güvenlik açığını da gözler önüne seriyor. Bu sadece bireysel değil, sistemsel bir sorundur. Burada sadece sonuç değil, süreç de önemlidir. Çünkü bazı olaylar bir zincirin son halkasıdır. Ve o zincirin her halkası ayrı ayrı incelenmelidir.

Okullar yalnızca akademik bilgi aktaran yerler değildir aynı zamanda bireyin duygusal gelişiminin de şekillendiği alanlardır. Öğrencinin kendini güvende hissetmediği bir ortamda öğrenme de sağlıklı ilerlemez. Bu nedenle rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlerin yalnızca akademik değil duygusal sinyalleri de okuyabilmesi gerekir.

Belki de bir öğrencinin hayatını değiştirecek şey uzun bir konuşma değil, zamanında sorulmuş bir “iyi misin?” sorusudur. Bazen en küçük ilgi, en büyük farkı yaratır. Aileler ise bu zincirin en önemli halkasıdır. Çocukları sadece başarılarıyla değil, duygularıyla da görebilmek gerekir. Onları dinlemek, anlamaya çalışmak ve yargılamadan yanında olmak çoğu kırılmayı engelleyebilir.

Çocuklar çoğu zaman ne yaşadıklarını anlatmazlar ama davranışlarıyla işaret verirler. Bu işaretleri görebilmek, birçok şeyin önüne geçebilir. Çünkü bastırılan her duygu, bir şekilde kendine bir çıkış yolu bulur. Mesele, o yolun neye çıkacağıdır.

Unutulmamalıdır ki her büyük trajedinin arkasında, zamanında duyulmayan küçük bir çığlık vardır.

Ve o çığlıklar çoğu zaman en yakınımızdadır.

Bazen bir sınıfta, bazen bir evin içinde, bazen de kalabalık bir sokakta… Ama biz çoğu zaman duymamayı tercih ederiz.

Bugün Siverek’te yaşanan bu olay sadece bir haber değildir; aynı zamanda bir uyarıdır. Toplumlar bazen en önemli sinyalleri en ağır olaylarla öğrenir. Bu nedenle bu tür olayları yalnızca adli bir süreç olarak değil, sosyal bir aynalama olarak da görmemiz gerekir. Eğer bu uyarıyı görmezden gelirsek, benzer acıların tekrar etmesi kaçınılmaz olacaktır.

Artık sormamız gereken soru “Bu neden oldu?” değil, “Bir daha olmaması için ne yapabiliriz?” olmalıdır.

Çünkü mesele sadece bir olayı anlamak değil, bir nesli kaybetmemektir.

OKUL KORİDORLARINDA YANKILANAN SİLAH SESLERİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.