VAZGEÇMEK Mİ, DEVAM ETMEK Mİ?

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Zor zamanlar, insanın hem kendisiyle hem de hayatla kurduğu ilişkinin en çıplak hâliyle ortaya çıktığı anlardır. Kriz dediğimiz dönemler yalnızca yıkım değil, aynı zamanda yeniden yapılanmanın, anlam arayışının ve psikolojik esnekliğin geliştiği eşiklerdir. Nitekim Viktor Frankl insanın en zor koşullarda bile hayata tutunmasını sağlayan şeyin “anlam bulma kapasitesi” olduğunu vurgular. Bu bakış açısı, zor zamanların içinde kaybolmak yerine, onlarla birlikte dönüşebilmenin mümkün olduğunu gösterir.

İnsan zihni çoğu zaman acıyı ortadan kaldırmaya çalışır.  Oysa Carl Rogers’ın da işaret ettiği gibi, duygularımızı inkâr etmek yerine onları kabul etmek, iyileşmenin ilk adımıdır. Zor zamanlarda güçlü olmak, her şeyi kontrol etmek ya da hiç sarsılmamak değildir. Güçlü olmak, kırılganlığı taşıyabilmek, belirsizliğe rağmen adım atabilmek ve gerektiğinde destek arayabilmektir. Bu noktada psikolojik dayanıklılık, doğuştan gelen bir özellik değil, öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir.

Zorlayıcı süreçlerde insanlar genellikle iki uç tepki arasında gidip gelir; birey ya geçmişe sıkı sıkıya tutunur ya da hızla her şeyi geride bırakmaya çalışır. Oysa her iki yaklaşımın da kendi içinde bir değeri vardır. Bu durumu şöyle bir metaforla anlatabiliriz: Solmuş bir çiçek düşünün. Kimimiz onu sulamaya devam ederken kimimiz artık öldüğünü düşünerek saksıdaki çiçeği yeni bir çiçekle değiştirir ve onu sulamaya devam eder. Artık çiçeği değiştiren kişinin yeni ve capcanlı bir çiçeği vardır. Bir de, öldüğünü düşündüğü hâlde ısrarla sulamaya devam eden kişiye bakalım; günler sonra bu istikrarlı çabanın karşılığında yeni filizlerin oluştuğunu görmesi kaçınılmazdır. Her iki durumda da, sonunda yeni çiçeklere sahip oluruz.

Bu metafor, hayatın zor anlarında verdiğimiz kararların tek bir doğruya indirgenemeyeceğini anlatır. Bazen bırakmak iyileştirir, bazen de sabırla devam etmek. Önemli olan, hangi yolu seçersek seçelim, onun sorumluluğunu alabilmek ve o yolda bilinçli bir şekilde ilerleyebilmektir. Aaron T. Beck’in bilişsel yaklaşımında da vurguladığı gibi, olayların kendisinden çok, onlara yüklediğimiz anlam duygusal tepkilerimizi belirler. Yani solmuş bir çiçeğe bakarken onu “kaybedilmiş” olarak görmekle “yeniden canlanma ihtimali” olarak görmek arasında büyük bir fark vardır.

Zor zamanlarda baş edebilmenin bir diğer önemli boyutu da kendimize karşı geliştirdiğimiz tutumdur. Kristin Neff’in tanımladığı öz-şefkat, bu süreçte kritik bir rol oynar. Kendimize sert davranmak, yetersizlik hissini artırırken; anlayışlı ve kabul edici bir iç ses, toparlanma sürecini hızlandırır. İnsan, en çok da kendi içinde güvende hissettiğinde iyileşir.

Sonuç olarak, hayatın zor dönemleri kaçınılmazdır ancak bu dönemlerle nasıl baş ettiğimiz, yaşam kalitemizi belirler. Bazen yeni bir çiçek dikmek gerekir, bazen de solmuş görüneni sulamaya devam etmek. Her iki durumda da önemli olan, umudu tamamen yitirmemek ve değişimin mümkün olduğuna dair inancı korumaktır. Çünkü insan, en çok da karanlığın içindeyken kendi ışığını keşfeder.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın!

VAZGEÇMEK Mİ, DEVAM ETMEK Mİ?

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.