Şöyle düşünelim:
Bir insan çok ibadet ediyor ama ailesine bakmıyor; bu denge değildir.
Bir başkası çok çalışıyor ama namazını terk etmiş; bu da denge değildir.
Bir diğeri çok cömert ama kendi çoluk çocuğunu ihmal ediyor; bu da dengeli değildir.
Biri çok okuyor ama hiçbirini yaşamıyor; bu denge değildir.
Biri hiç okumuyor, her şeyin önüne gelmesini bekliyor; bu da denge değildir.
Biri başkalarının üzerinden prim yapıyor, hakkını vermiyor; bu hiç denge değildir.
Biri sevmeyi bilmiyor ama sevilmek istiyor… Bu da bir dengesizliktir.
Çünkü Allah bizden denge istiyor.
Ne sadece dünya ne sadece ahiret…
Ne sadece beden ne sadece ruh…
Her şey yerli yerinde olacak.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyuruyor:
“Göğü yükseltti ve mizanı koydu. Sakın dengeyi bozmayın.”
Bu ayet sadece gökyüzünün düzenini anlatmaz; insanın hayatına da ölçü koyar.
Nitekim İmam Gazali’nin ifade ettiği gibi, Allah kâinata bir mizan koymuştur. Bu mizan; gökte de yerde de, maddi âlemde de manevi âlemde de geçerlidir. Her şey bu denge üzerine kuruludur. Denge bozulursa, düzen de bozulur.
Güneş ile Dünya arasındaki mesafeyi düşünelim…
Biraz yakın olsa yanardık, biraz uzak olsa donardık. Ama tam olması gerektiği yerde.
Bu bir tesadüf değil, ilahi bir ölçüdür.
Gökyüzüne baktığımızda da aynı hakikati görürüz.
Uçsuz bucaksız bir boşlukta, direksiz duran bir âlem…
Ne düşüyor ne çöküyor…
Binlerce yıldır aynı düzenle devam ediyor.
Çünkü ona bir denge konulmuş.
Ama mizan sadece gökyüzünde değil.
Allah bizlere de “Sakın mizanı bozmayın” buyuruyor.
Yani ölçüyü koruyun, tartıyı doğru yapın, haksızlık etmeyin, aşırılıktan sakının.
Biz de hayatımızda dengeli olmalıyız.
İbadetimizde, çalışmamızda, ailemize karşı sorumluluklarımızda ve insanlarla ilişkilerimizde…
Sevgide denge, sözde denge, davranışta denge…
Asıl mesele her şeyde nizamı yakalayabilmektir.
Payına düşene razı olmak, düşmeyene de sabır gösterebilmektir.
Bir de hislerimizde denge olmalı.
Gereksiz yere büyütülen umutlar, ardından gelen hayal kırıklıkları…
Sevgi de, nefret de, beklenti de ölçü ister.
İnsan, hayatının her alanında dengeyi sorgulayabilir.
Çünkü yaşam da ölüm de bir denge üzerine kuruludur.
Önemli olan, bu dengenin bize düşen kısmını fark edebilmek ve onu koruyabilmektir.
Bu kadar kusursuz bir düzeni görmezden gelmek,
ya aşırılığa kaçmak ya da tamamen uzak kalmak;
insanın dengesini kaybettiğini gösterir.
Oysa unutulmamalıdır ki,
mutluluk da mutsuzluk da bir dengenin içindedir.
Çoğu zaman şöyle deriz:
“Benim günahlarım o kadar da büyük değil.”
Ama başkalarına gelince en küçük hatayı büyütürüz.
İşte bu da bir dengesizliktir. Bu da tartıda haksızlıktır.
Hâlbuki Rabbimiz adalet ister.
Kendine nasıl davranıyorsan başkasına da öyle davran.
Kendin için istediğini başkası için de iste.
Kendin için istemediğini başkasına da yapma.
İşte bu dengenin adı: adalet.
Bu dengenin adı: insaf.
Bu dengenin adı: mizan.
Rabbimiz bizleri ölçüyü bozmayan, dengeli kullarından eylesin.
İdrakimizi bu konuda açık eylesin.
Dengede kalmak, dengeli yaşamak ve dengesizlikten sakınmak…
İstikametimiz bu olmalı.
Ve belki de en güzeli:
Dengeye denk düşen bir hayat sürebilmek…
Vesselâm.