Son yıllarda gençlerin yüzüne dikkatle baktınız mı?
Gözlerinde olması gereken heyecanın yerini kaygı, merakın yerini endişe, hayallerin yerini ise yetişme telaşı almış durumda. Daha çocuk yaşlarda başlayan yarış, gençlik yıllarında hızlanıyor ve birçok gencimiz ne çocukluğunu ne de gençliğini yaşayabiliyor.
Sürekli bir yerlere yetişmek, bir şeyleri başarmak, beklentileri karşılamak zorundalar. Bir sınav bitiyor, diğeri başlıyor; bir hedefe ulaşılıyor, bu kez daha büyüğü önlerine konuluyor. Oysa insan bazen sadece durmak, nefes almak ve yürüdüğü yolun farkına varmak ister.
Gençleri gerçekten hayat mı yoruyor, yoksa bizim onlardan beklentilerimiz mi?
Biz yetişkinler çocuklarımızın iyi okullarda okumasını, iyi meslekler edinmesini ve güzel bir gelecek kurmasını istiyoruz. Ancak bazen destek olmakla baskı kurmak arasındaki ince çizgiyi fark edemiyoruz. Oluşturduğumuz panik havası, gençlerin omuzlarına ağır yükler bırakıyor. Oysa bir toplumun geleceği korkuyla değil, güvenle inşa edilir.
Bugün gençlere güvenmekten söz ediyoruz ama hayatın her alanında güvensizliği besliyoruz. Sürekli kıyaslıyor, eleştiriyor ve daha fazlasını bekliyoruz. Sonra da özgüven sahibi, üretken ve mutlu bireyler yetişmesini umut ediyoruz.
Bu günlerde milyonlarca öğrencinin gündeminde sınavlar var. Evet, sınav önemlidir; ancak sınavı hayatın tamamı hâline getirmek gençlere yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Çünkü hayatın kendisi zaten bir sınavlar bütünüdür. İnsan bazen okulda, bazen işte, bazen dostluklarında, bazen de kendi vicdanıyla sınanır.
Bir sınav sonucu ne bir insanın değerini belirler ne de geleceğini tek başına şekillendirir. Sınav; yalnızca öğrenilen bilgilerin ölçüldüğü bir araçtır.
Evet, hayat bir maratondur. Yaşanan her doğru ve yanlış da bu maratonun parçasıdır. Bazen doğru kararlar verir, bazen hata yaparız. Önemli olan hata yapmamak değil, hatalardan ders çıkarıp yeniden ayağa kalkabilmektir.
Bir tohum toprağın altında çabalamasa filiz veremez, bir yağmur damlası bulutlardan ayrılmasa toprağa can olamaz. Emek olmadan büyümek, mücadele olmadan güçlenmek mümkün değildir.
Burada en büyük sorumluluk anne babalara düşüyor. Bir çocuğun ilk güven duygusu, ailesinin ona koşulsuz yanında olduğunu hissettirmesiyle oluşur. Asıl erdem; sonucu ne olursa olsun evladının yanında durabilmek ve onu yalnızca aldığı puanla değil, insanlığıyla değerlendirebilmektir.
Ne yazık ki çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren bitmeyen bir yarışın içine sürüklüyoruz. Başarıyı paylaşılması gereken bir değer olmaktan çıkarıp rekabetin merkezine yerleştiriyoruz. Böylece birbirine destek olması gereken gençler, farkında olmadan birbirlerinin rakibi hâline geliyor.
Bu noktada eğitim sistemini de sorgulamak gerekir. Çünkü eğitim yalnızca sınavlara hazırlayan bir mekanizma değil, insan yetiştirme sanatıdır. Eğer çocuklarımızın vicdanını, karakterini ve mutluluğunu ikinci plana atıp onları yalnızca puanlarla tanımlıyorsak, ortada ciddi bir eksiklik vardır.
Ne yazık ki bu anlayış yalnızca toplumda değil, zaman zaman eğitimciler arasında da karşımıza çıkabiliyor. Bir annenin, çocuğuna sınavda beş yanlış yaptığı için “Beni rezil ettin” demesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir. Oysa çocuklar ailelerinin itibarı için değil, kendi gelecekleri için emek verirler. Onları sonuçlarıyla değil, çabalarıyla değerlendirmek gerekir.
Sevgili gençler;
Var olmaktan fazlasını yapın, yaşayın. Duymaktan fazlasını yapın, dinleyin. Konuşmaktan fazlasını yapın, iletişim kurun. Hayal kurmaktan fazlasını yapın, harekete geçin. Dilemekten fazlasını yapın, inanın. Ve sınavı geçmekten fazlasını yapın; öğrenin.
Çünkü asıl sınav yalnızca soruları doğru cevaplamak değildir. Asıl başarı; dünyayı, imkânları ve anı fark ederek öğrenebilmektir.
Bir çiçeğin kokusunu hissedebilmek, yürürken adımlarının farkına varmak, bir cümlenin başka bir insanda nasıl bir anlam oluşturduğunu görebilmek…
Kısaca yaşadığımız her ayrıntıyı farketmek..
Gerçek öğrenme burada başlar.
Hayat bitmeyen bir öğrenme yolculuğudur. Bu yolculukta eksiklerini görmekten korkma; sorgula, araştır ve tamamlamaya çalış.
Çünkü gelişim kusursuzlukla değil, eksiklerini fark edip onları gidermekle mümkündür.
Unutmayın; fark ettiğiniz her mücadele sizindir. Her emek sizi biraz daha güçlendirir, her deneyim sizi biraz daha olgunlaştırır.
Geleceği değiştirecek olanlar korkuyla büyütülenler değil, kendisine güvenilenlerdir.
Yarının dünyasını ise bugün umudunu kaybetmeyen, öğrenmekten vazgeçmeyen ve farkındalıkla yaşayan gençler kuracaktır.