Gazeteciliği, tuttuğunuz takımın taraftarlığıyla ya da siyasi aidiyetinizle karıştırmayın. Gazetecilik; yalnızca hoşunuza giden insanların değil, toplumun her kesiminin sesini tarafsız, objektif ve kamu yararı gözeterek duyurma sorumluluğudur.
Bir gazetecinin farklı siyasi partilerden isimlerle röportaj yapması, onların toplantılarını haberleştirmesi ya da açıklamalarını kamuoyuna aktarması; o görüşü benimsediği veya propaganda yaptığı anlamına gelmez. Bu, yalnızca halkın haber alma hakkına duyulan saygının gereğidir.
Ne yazık ki bazı çevreler, kendi siyasi düşüncelerinin dışında kalan her haberi ihanet gibi görerek gazetecileri hedef göstermeyi tercih ediyor. Oysa gazetecinin görevi, toplum adına olanı biteni aktarmaktır; herhangi bir siyasi yapının sözcülüğünü yapmak değildir.
Dün alkışladığınız bir siyasi hareketi bugün eleştirebilir, bugün eleştirdiğiniz bir yapıyı ise yarın destekleyebilirsiniz. Türk siyasetinin geçmişi, bunun sayısız örneğiyle doludur. Dün ağır sözler söyleyenlerin, bugün aynı partilerden aday olduğu; dün karşı çıktıklarını bugün savunduğu çok kez yaşanmıştır.
İşte tam da bu nedenle gazetecilik, günlük siyasi hesapların ve değişken siyasi pozisyonların üzerinde duran bir meslektir. Bizim görevimiz kişiler değil, olaylardır; ideolojiler değil, gerçeklerdir.
Yaptığımız haberler nedeniyle bizi linç etmeye çalışanlar önce ülkenin değişen siyasi atmosferini doğru analiz etmelidir. Gazetecileri hedef göstererek, kamuoyunda suçlu ilan etmeye çalışarak ne basın susturulabilir ne de gerçeklerin üzeri örtülebilir.
Eleştiriye her zaman açığız. Ancak toplumun yanlış yönlendirilmesine, gazeteciliğin tarafgirlikle eş tutulmasına ve mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına sessiz kalmamız beklenmemelidir.
Biz gazeteciyiz. Kimsenin propaganda memuru değiliz. Halkın haber alma hakkı için çalışan, gerçeğin peşinden giden insanlarız. Bunu dün de yaptık, bugün de yapıyoruz, yarın da aynı sorumlulukla yapmaya devam edeceğiz.