Ahlak, insanlar arası ilişkileri düzenleyen toplumsal kurallardır. Bu kurallar toplumdan topluma değiştiği gibi, tarihsel süreç içinde aynı toplumda da zamanla değişir. Bireyin içinde doğduğu ve ilk sosyalizasyon sürecinin gerçekleştiği toplum, bireylere uyulması gereken hazır davranış kalıpları, ahlaki ve kültürel değerler kazandırır. Bu kazanımlar, bireylerin toplumsal ilişkilerinde bir yol haritası bir pusula işlevini görür.
Günümüzde teknoloji ve iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla sürekli değiştiği ve anı bile yakalamaktan zorlanıp, anımızın an olmaktan çıkıp maziye karıştığı bu dünyada, toplumsal değerler ve ahlaki normlar zayıflamış, iletişim araçları bireylerde adeta bir bağımlılık yaratmıştır. Neticede ahlaki ve kültürel değerler toplumsal ve tarihsel işlevini yitirmiştir. Bağımlılık derecesinde iletişim araçları kullanan insanlar adeta aynı fiziksel mekanı paylaşmalarına rağmen birbirine yabancılaşmış, hatta anne-baba ve çocuklar arasında bile duygu ve düşüncede kopukluklar meydana gelmiştir. Aynı aile içinde bile birliktelik sağlayan ortak değerler bir hayli zayıflamıştır. Aileden başlayıp, toplumsal ilişkilerin pek çok alanında bireylerdeki aşırı bencillik, seçilmiş yalnızlık, saygısızlık ve şiddet gibi duygularda gittikçe artış gösterilmiştir.
T. Hobbes, devletin gerekliliği konusunda, toplumsal düzenin sağlanması için devlet bir zorunluluktur derken, bunun için "insan, insanın kurdudur argümanını ileri sürer. Gerçekten devletin olmadığı bir dünyada hiçbir bireyin can ve mal güvenliğinden bahsedilemez. Bunun için hukuk normlarının müeyyidesi bir zorunluluktur.
Toplumsal konsensüs için hukuk normları ne kadar zorunluysa, bunun ahlaki normlarla desteklenmesi de bir zorunluluktur. Çünkü sadece hukuk kuralları ile toplumsal düzenin sağlanması için ciltlerce yazılı kural ve bunların denetlenmesi için her bireyin başına bir polis veya jandarma dikmemiz gerekiyor. O halde nasıl bir çözüm bulabiliriz. Bu konuda ünlü devlet adamı, hukukçu ve filozof olan Cicero, “Ahlak kuralları yoksa, hukuk kuralları boşunadır der. Cicero, burada Ahlakın toplumsal ilişkilerin düzenlenmesindeki işlevinden ve toplumsal konsensüsün sağlanmasındaki önemine vurgu yapmıştır.
Gerçekten Ahlaki ve kültürel değerler, yılların birikimi sonucu ilk sosyalleşme sürecinde bireylere içselleştirilmiş davranış kalıpları kazandırdığı için, toplumsal harmonide hukuk normları kadar gereklidir.
Sonuç olarak filozof Cicero'nun dediği gibi, “Ahlak kuralları yoksa, hukuk kuralları boşunadır"