Yaz aylarının en hareketli gündemlerinden biri yine üniversite tercihleri... Kimi evlerde heyecan, kimilerinde sessiz bir endişe, bazılarında ise gelecek kaygısı hâkim. Tercih süreci yalnızca puanların, başarı sıralamalarının ve üniversite isimlerinin konuşulduğu teknik bir dönem değildir. Bu süreç aynı zamanda gençlerin kimlik gelişimlerinin, aile içi iletişimin ve geleceğe dair umutlarının şekillendiği önemli bir psikolojik dönemeçtir.
Yapılan çalışmalar, belirsizliğin insanların en çok kaygı yaşadığı durumlardan biri olduğunu göstermektedir. Özellikle lise çağındaki gençler için; Acaba doğru kararı verebilecek miyim?, ya başarısız olursam?, ailemi hayal kırıklığına uğratırsam? gibi düşünceler oldukça yaygındır. Bu kaygı belirli bir düzeyde olduğu sürece normaldir, hatta doğru yönetildiğinde araştırma yapmayı, alternatifleri değerlendirmeyi ve daha bilinçli karar vermeyi sağlayabilir. Ancak kaygı, kişinin düşünmesini engelleyecek boyuta ulaştığında karar verme süreci de zorlaşır.
Son yıllarda sosyal medya da tercih döneminin görünmeyen baskılarından biri hâline gelmiştir. Bir öğrencinin hayalini kurduğu üniversite, başka bir öğrencinin başarısızlık olarak nitelendirdiği bir tercih olabiliyor. Sürekli başkalarının başarı hikâyelerini görmek, kişinin kendi değerini yalnızca puanıyla ölçmesine neden olabiliyor. Oysa psikoloji literatüründe sosyal karşılaştırmanın, özellikle ergenlik döneminde öz güven üzerinde olumsuz etkileri olabileceği uzun zamandır bilinmektedir.
Burada ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Anne ve babalar çocukları için en iyisini isterler. Ancak bazen iyi niyetle söylenen; biz senin iyiliğini düşünüyoruz, bu bölümde iş yok, komşunun çocuğu tıp kazandı gibi ifadeler genç üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir. Araştırmalar, ebeveyn desteğini hisseden gençlerin hem akademik başarılarının hem de psikolojik dayanıklılıklarının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Destekleyici ebeveynlik; karar vermek yerine rehberlik etmeyi, eleştirmek yerine dinlemeyi ve yönlendirmek yerine seçenekleri birlikte değerlendirmeyi içerir.
Değerli anne ve babalara birkaç öneride bulunmak isterim:
- Çocuğunuzu yalnızca sınav sonucuyla değerlendirmeyin. Onun ilgi alanlarını, güçlü yönlerini ve kişilik özelliklerini dikkate alın.
- Kendi gerçekleştiremediğiniz hayalleri çocuğunuzun omuzlarına yüklemeyin. Her bireyin yaşam yolu kendine özgüdür.
- Tercih listesini birlikte hazırlayın ancak son kararda gencin fikrine saygı gösterin.
- Sürekli başarı örnekleri vermek yerine, çocuğunuzun gösterdiği çabayı takdir edin.
- Bu dönemde eleştirmekten çok dinlemeye ve anlamaya zaman ayırın.
Sevgili gençler, sizlere de birkaç hatırlatma yapmak isterim.
Öncelikle hiçbir üniversite ya da bölüm tek başına başarı garantisi değildir. Başarı, merak eden, öğrenmeye açık olan, kendini geliştiren ve değişime uyum sağlayan insanların ortak özelliğidir. Bugün birçok meslek, teknolojinin etkisiyle dönüşmekte, yeni meslek alanları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yalnızca bugünün popüler mesleklerine odaklanmak yerine, sizi uzun yıllar motive edecek alanları keşfetmeye çalışın.
Tercih yaparken kendinize şu soruları sormanız faydalı olabilir:
* Ben hangi konuları öğrenirken zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum?
* İnsanlarla mı, sayılarla mı, makinelerle mi, doğayla mı çalışmaktan keyif alıyorum?
* Nasıl bir yaşam biçimi hayal ediyorum?
* Güçlü yönlerim ve geliştirmem gereken becerilerim neler?
Bu soruların cevapları bazen başarı sıralamasından çok daha yol gösterici olabilir.
Unutulmaması gereken önemli bir gerçek daha var: Üniversite tercihi hayatın en önemli kararlarından biridir ancak hayatın tek ve geri dönüşü olmayan kararı değildir. İnsanlar eğitimleri sırasında bölüm değiştirebilir, çift anadal yapabilir, yüksek lisansla farklı alanlara yönelebilir ya da kariyerlerini bambaşka bir noktaya taşıyabilirler. Günümüzde yaşam boyu öğrenme anlayışı, bireylere sürekli yeni fırsatlar sunmaktadır.
Bu süreçte rehber öğretmenlerden, psikolojik danışmanlardan ve alanında uzman kişilerden destek almaktan çekinmeyin. Bilgiye dayalı kararlar, söylentilere dayalı kararlardan her zaman daha sağlıklıdır.
Son olarak hem gençlere hem ailelere küçük ama önemli bir hatırlatma yapmak isterim: Bu süreçte birbirinize karşı nazik olun. Tercih dönemleri gelip geçer ancak aile içinde kurulan güven, sevgi ve iletişim yıllarca devam eder. Kazanılan bir bölüm değişebilir, meslek değişebilir, şehir değişebilir fakat kişinin kendine olan inancı ve ailesinden aldığı destek hayat boyu onunla kalır.
Tercih listenizde hangi üniversite ya da bölüm olursa olsun, en doğru tercih, değerlerinize uygun, gelişiminize katkı sağlayan ve geleceğe umutla bakmanızı sağlayan tercihtir. Unutmayın, bir sınav sonucu sizi tanımlamaz. Sizi tanımlayan şeyler, emekleriniz, hayalleriniz, karakteriniz ve vazgeçmeden yürümeye devam etme cesaretinizdir.
Bu süreçte tercih yapan tüm öğrencilerimize başarı, mutluluk ve gönüllerindeki geleceğe ulaşmalarını, ailelerine ise sabır, anlayış ve her koşulda destek olabilme gücü diliyorum.
Kendinize nazik davranmayı unutmayın!