Kafasını gömdüğü ideoloji de dahil başka hiçbir şeye feraseti sökmeyen kafa ve kalp, kütük değil, tahtadır.
Kendini, doğruluğun merkezine alıp sahtekarlıkları hep başkasında gören marazi zihniyet, nefretini insan ve inanç esasları ayrımını yapmadan kusmakta.
İslam ile müslümanın ayrı şeyler olduğunu bildiği halde hala müslümanın eksikliklerini İslamın güya yanlışlığına bağlayan, alenen olmasa da müslüman üzerinden islam’a hakaret dolu cümleler sarf eden israf bir sudan ibaret kafa çok var aramızda.
Müslümanların her birini eksiksiz ve abidelik birer şahsiyet olarak görmek isteyen bu mükemmeliyetçi kafa, başlı başına bir sorun olmakla birlikte bu hakkı her türlü kendinde mahfuz görme üstünlüğünü aldığı hastalıklı mirası ile karşımızda.
Müslümanın namussuzu, sahtekârı, üçkağıtçısı… Bilumum insan olmak şerefinden uzak vasıfları haiz sıfatsız müslüman çoktur. İstikamet üzere olanının güzelliğini görmeden, iblisin suyunu içmiş olanını görmekle harlanmış zihniyetin parçacı bakış açısı, İslamı, müslüman üzerinden değerlemesi yanlış ve aptalca, kendileri de biliyor.
“Şuna bak bir de müslüman diye geçiniyor, her türlü namussuzluk bunda.” diyerek gözünün yemediği, nefsinin yetmediği, inancının yükümlülüklerini yerine getiremediği şartları, başkasının namussuzluğu üzerinden meşrulaştırma çabası, kişinin kendi namussuzluğu olarak yeterlidir.
Irzını satacak kadar pespaye ve sadece üzerinde insan olma suretini payelenmiş insanlardan çektiğimiz kadar ecnebiden çekmedik, biz de yaşayarak görüyoruz. Dört başı mamur bir insanlığı başkasından beklemek de ayrı bir vakıa.
Müslümanların yaptığı yanlışları, Vahye mal etmek, kendi namussuzluğuna bir taban oluşturmak gayretidir.
Başkasının pisliği üzerinden kendini temize çekmenin hiçbir inanç ve ideolojide yeri yoktur. Sürekli başkalarının eksikleriyle uğraşanların kendilerine ait bir hakikati de asla olmayacaktır.
Şecaat arz eden Kıpti gibi her türlü üçkağıtçılık ve namussuzluğu başarıymış gibi yaşayanlar, başkasının eksiklerinden sürekli dem vurarak, sahnedeki namussuzluklarına perde çekme gayretindedir.
İdeal insan olarak yaşamaktan fersah fersah uzakken başkasından beklemek, şifasız bir illetin şahsî tezahürüdür. Zatına da topluma da hiçbir yararı olmadığı halde, başkasının yanlışlığını kendi yanlışlığını kutsamak için bir araç olarak kullanmaktadır.
Eşyanın gölgesine sığınanlar, hakikatin kendisine sırt çevirerek, başkasının namussuzluğunu da kendilerinin namus abidesine harç olarak kullanmaktadırlar.
Eleştirebilirsiniz, inanmayabilirsiniz ama inananlar üzerinden hiçbir inanca saygısızlık hakkına sahip değilsiniz, değiliz.
Mükemmel bir müslüman beklentisi, İslamın mükemmel bir insan olmayı vaaz ettiğini kabul etmektir dolaylı olarak.
Tabi tezatlıklarının farkında olmak da ayrıca bir akıl, irfan ve iz’an gerektirir.
Hasılı, namussuzun dini de milliyeti de yoktur, ideamızı ve ideal insan modelimizi buna göre temellendirdiğimiz zaman, yanlışlarımızı görmeye muktedir bir insan olarak yaşamaya başlama erdemine ulaşabiliriz.