BOŞ SANDIK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Demokrasiyi sadece birkaç yılda bir sandığa oy atmaktan ibaret gören sığ anlayış, Doğu toplumlarının en büyük illüzyonudur. Hak ve özgürlüklerin bireysel düzeyde içselleştirilmediği, adalet fikrinin "güçlünün haklılığına" feda edildiği coğrafyalarda sandık; halkın iradesini değil, mevcut güç odaklarının meşruiyetini tescil eden bir araçtan öteye geçmez.

Aşiret ilişkilerinin, şeyhe veya lidere biat kültürünün ve sürü psikolojisinin birey olmanın önüne geçtiği toplumsal yapılarda siyaset; ilkeler üzerinden değil, Şark kurnazlığı, güç devşirme ve entrikalar üzerinden yürür. Merkezi yönetim elitleri tek tek bireylerle uğraşmaktan kurtulur; oy devşirmek için şeyhi veya lideri muhatap alırlar. Paket oy üzerinden işi götürürler ve bunun adına da demokrasi derler. Batı ülkelerinde iktidara gelirken halkı medya aracılığıyla manipüle ederek hedefe ulaşma çabasına buralarda girmeye gerek yoktur. İtibarsızlaştırma veya kişinin gizli saklı yanlarını ortaya dökerek gözden düşürme çabası bu bölgelerde oy oranını değiştirmediği için doğrudan lider, kanaat önderi veya şeyh göze kestirilir ve sorun çözülür. İtibarın liyakata veya ahlaka değil, servete ve güce endekslendiği bu düzende; zayıf olanın ezilmesi tüzüğün değişmez kuralıdır. Gücü eline geçirenin hukuku kendine göre kullandığı yerlerde çoğulculuktan söz etmek imkânsızlaşır.

Urfa özelinde de bu durumun somut yansımalarını görmek mümkündür. Binlerce yıllık kadim bir kültüre sahip bu topraklar, sosyolojik olarak geleneksel elitlerin ve aşiret yapılarının vesayetinden sıyrılamamıştır. Üstelik bu yapı, derin bir ekonomik eşitsizlik ile beslenir: Bir yanda geçim mücadelesi veren geniş kitleler dururken, diğer yanda elitlerin lüks yaşamı ve şahsi ikbal uğruna harcanan israf düzeni toplumsal adaleti tahrip etmektedir.

İşin en trajikomik tarafı ise televizyon ekranlarında yaşanmaktadır. Şanlıurfa’da halkın bir kesimi bu feodal baskıdan, liyakatsizlikten ve ağalık düzeninden samimiyetle şikâyet edip değişim arzularken; ülke genelindeki popüler kültür ve medya sanayi tam aksi bir istikamete hizmet etmektedir. Reyting uğruna çekilen televizyon dizilerinde feodalite, ağalık, kan davası ve ezilen kadın figürleri estetik bir ambalaja sarılarak adeta romantize edilmektedir. Urfa’nın kurtulmak istediği bu ilkel gelenekler, popüler kültür eliyle "köklü kültür" veya "karizmatik liderlik" adı altında meşrulaştırılmakta; toplumun zihinsel dönüşümünün önüne kasten bir set olarak konulmaktadır.

Bu şartlar altında demokrasi, toplumun üzerine tam oturan bir elbise olmaktan çıkar. Hak bilincinin oluşmadığı, medyadan siyasete kadar feodalitenin övüldüğü bir sosyolojide demokrasi; güçlünün iktidarını ve lüksünü sürekli kılan şık bir ambalajdan ibarettir.

Gerçek bir demokratik dönüşüm; popüler kültürün dayattığı sahte romantizmin, aşiret düzeninin ve güce tapan zihniyetin yerini özgür bireye, liyakata ve evrensel insan haklarına bırakmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, en gelişmiş yönetim biçimleri bile bu zihniyet kalıpları içinde birer baskı aracına dönüşmeye devam edecektir.

BOŞ SANDIK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.