Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan bu anlaşmayı doğrudan “Ümmet adına atılmış tarihi ve umut verici bir adım” olarak görmek için henüz çok erken.
Aksine, bu anlaşmanın bölgesel dengeler, İsrail’in güvenliği ve küresel güçlerin Ortadoğu’daki hesapları açısından ciddi soru işaretleri taşıdığı kanaatindeyiz.
Bize sunulan tablo ile anlaşmanın gerçek sonuçları aynı olmayabilir. “Ümmet ordusu kuruluyor” görüntüsü altında, bölge ülkelerinin güvenlik politikalarını farklı bir eksene taşıyan daha büyük bir küresel projenin parçası olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Türkiye’nin oyun kuran bir ülke olmasını elbette isteriz. Ancak oyun kurmak ile başkalarının kurduğu oyunda rol almak arasında çok büyük bir fark vardır.
Bu nedenle “Endişeye mahal yok” demek yerine, asıl soruyu sormamız gerekiyor:
Bu anlaşma gerçekten İslam dünyasının bağımsız güvenliğini mi güçlendirecek, yoksa İsrail merkezli yeni bölgesel güvenlik mimarisine mi hizmet edecek?
Tarih bizi çağırıyor olabilir.
Fakat tarih, her çağrıyı sorgulamadan takip etmeyi değil, kimin hangi hesabıyla çağırdığını anlamayı da gerektiriyor.
Bizim itirazımız Türkiye’ye değil; Türkiye’nin ve İslam dünyasının başka güçlerin hesaplarında araçsallaştırılmasına.
Ümmet adına atılan her adımı alkışlamak değil, gerektiğinde sorgulamak da ümmete karşı sorumluluktur.