Referans aldıkları kaynaklar ile gerçeklikleri arasında makas, çıkış noktaları ile görünen maksat arasındaki boşluğa bakıldığında, istikamet üzere devam eden cemaat, dernek ya da partilerin varlığı imkânsız olmasa da zor.
Nasyonal kafatasçılık, enternasyonal ütopyalar, savunmasız muhafazakar, köle zihniyetli demokrat, liberal ekonomi pragmatizmi ile temelde hepsinin sekülerleştiği ve ayırt edilmesi zor bir benzerlikle hareket ettiği bir dünya ile karşı karşıyayız.
Siyasetin doğasını, gelişen olaylara göre günübirlik değişen bir kıvraklığı gerektirdiğinin kanıksandığı meydanlarda, her gün dünü yalanlamak ve yarın birçok şeyin değişebileceği yeni bir güne uyanmak artık hiç şaşılası değil.
Partilerin siyasi manevrası halka arz ettikleri vaatler ile geldikleri nokta arasında değişim büyük ölçüde farkla görülebilmektedir.
Siyasetin semazenleri diyebileceğiniz bu dönme hızı içinde seçenlerin savrulduğu, seçilenlerin tennureye daha da sıkıca tutunarak şehvetle keyfe daldığı bir üçüncü sayfa magazin siyasetinin gına getirdiği nokta.
Doğası gereği değişmedikçe varlığını devam ettiremeyecek olan siyasi argümanlar, bir yerden sonra, şekeri bitmiş artık şişirilemeyecek kadar çürümüş bir sakız olarak geviş getirmekten başka bir şeye yaramıyor.
Dini değerlerin kalkan, milli değerlerin bir ok, etnik aidiyetin bir kahramanlık olarak kullanıldığı bu arenada, gladyatörleri bir tarafa bırakın, insan olarak seyirci kalabilmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezilip gidiyoruz.
Bu ezilmişlikten üstünü başını silkeleyip zemini zamana göre değişen ortamın keyfinden feragat edenlerin kırk yıllık bir acıyı bitirme sürecini başlatması ve bizim de buna şahit olmamız, bir hakikate dokunmakla siyasetin geldiği nokta bakımından büyük bir umut vaat ediyor.
Hakkı teslim, hakikati tesis etmek adına bunu özellikle belirtmek insanlığa dair sorumluluğumuzdur.
Bir kahvenin kırk yıllık hatırı olduğunun romantizmini atalarının sözünden alanlar, kırk yıllık bir acının bitmesini de gelecek adına büyük umut ile beslemez ise sözün de tarihin de geleceğin de içinde bir telve gibi kalacaklardır.
Gelişen son süreç içinde acısının ihtirasından menkul hassasiyeti olanların daha makul görüldüğü ve fakat hiçbir acıyı tatmayanların dışarıdan gazel okuduğu bu süreçte ekstrem çıkışları olan şovmenlerin de olacağı muhakkaktır.
Zonguldak’taki Silopilileri taşlayanlar, bir zamanlar Şırnak vekili Hasip Kaplan’ın “Laikliğin doğudaki teminatı biziz.” Sözünü bilselerdi vekilin bu sözünün hatırına insanlığı taşlamaz peşinden gittikleri faşizmle taş atmazlardı belki de. Hepsi aynı gemide siyaseti aynı minval üzere dönüp dolaşıp yaparken bu çıkışların cehaletidir bizi kahreden.
Sarı torbaları Amedspor taraftarına gösteren tiner çekmiş kafatasçı torbacıların bu ülke için terörden daha tehlikeli olarak bulaştıkları bu şifa bulmaz ırkçı hastalık ve benzer vakalar kaşınmaya devam edecektir.
Siyasetin doğası üzerine çok şey denilebilir fakat ne dense densin hiçbir deyiş barış kelimesinin telaffuzundan kıymetli değildir bu süreçte.
Barışa leke düşürmeye çalışan uydusu ırkçılık olanların, uyruğu ne olursa olsun asla insan olma frekansını bulamayacakları ve sürekli bir cızırtı halinde varlıklarını devam ettirecekleri muhakkaktır.
Dillere pelesenk olan 90’ların meşhur sözü “Süreç çok gergin, süreç çok hassas.” dönemlerini atlatıp ümitvar bir döneme geldi siyaset.
Bu sarı torbacı hastaları da kötü huylu bir tümör olarak bir tarafa kesip atmasını bilmeli ve asla müsamaha gösterilmeden gerekli yasal zeminle hak ve hukuk tesis edilmelidir.
Beklemekle değil üstüne eklemekle gelişeceğini bilenlerin varlığını devam ettirebildiği siyasetçiler, semazenlerin kendinden geçtiği tennure içinde seçenleriyle birlikte aynı yöne dönmeyi bilmelidir.
Halkın savrulduğu, kendilerinin har vurup harman savurduğu bir bataklıkta siyaset yapanların namına, bir bedduadan başka anılası bir tarafı olmayacaktır.