Hepimizin hayatında başlayamadığımız işler, söyleyemediğimiz sözler ve sürekli “yarına” bıraktığımız kararlar vardır. Ancak psikoloji alanındaki çalışmalar, ertelemenin basit bir tembellik alışkanlığı olmadığını ortaya koyuyor. Çoğu zaman insan, yapmak istemediği işten değil, o işin kendisinde oluşturduğu kaygıdan kaçıyor.
Kanadalı psikoloji araştırmacısı Timothy Pychyl, ertelemenin temelinde çoğunlukla zaman yönetimi sorununun değil, duygu düzenleme güçlüğünün bulunduğunu vurguluyor. Yani kişi yapacağı işi ertelediğinde aslında zamanı değil, o an hissettiği rahatsızlığı yönetmeye çalışıyor. Zor bir işe başlamak, başarısız olma ihtimalini düşünmek ya da yeterince iyi olamayacağından endişelenmek, kişiyi kısa süreliğine “sonra yaparım” demeye itebiliyor.
Erteleme üzerine kapsamlı çalışmalarıyla bilinen Piers Steel ise insanların yapılması gereken bir işi, olumsuz sonuçlarını bilmelerine rağmen geciktirebildiklerine dikkat çekiyor. İşte ertelemenin en çarpıcı yanı da burada ortaya çıkıyor: Sonrasında daha fazla stres yaşayacağımızı bilsek bile, o anın rahatsızlığından kaçmak için işi erteliyoruz.
Özellikle mükemmeliyetçi kişilerde bu durum daha sık görülebiliyor. Çünkü mükemmel yapmak isteyen kişi, bazen kusurlu yapma ihtimalinden o kadar korkuyor ki hiç başlamamayı tercih ediyor. Henüz hazır değilim, daha uygun bir zaman bulmalıyım ya da “Biraz daha düşünmem gerekiyor gibi cümleler, bazen zihnimizin ertelemeyi makul göstermesinden başka bir şey olmuyor.
Ancak ertelenen işler ortadan kaybolmuyor. Aksine, zaman geçtikçe zihnimizde daha büyük bir yer kaplıyor. Yapılacak küçük bir iş, günlerce düşünülünce ağır bir yüke dönüşebiliyor ve akabinde suçluluk duygusunu getiriyor. Kişi kendisine kızıyor, neden başlayamadığını sorguluyor ve bu kez oluşan olumsuz duygular nedeniyle yeniden kaçınmaya başlıyor. Böylece erteleme kendi kendini besleyen bir döngü Halime geliyor.
Peki bu döngüyü kırmak mümkün mü?
Psikologların sıkça vurguladığı yöntemlerden biri, büyük hedefleri küçük ve ulaşılabilir parçalara ayırmak. Çünkü insan çoğu zaman işin tamamından değil, gözünde büyüttüğü halinden korkuyor. Bugün bütün işi bitireceğim demek yerine, bugün bu işe başlamak için sadece on dakika ayıracağım demek başlangıcı kolaylaştırabiliyor.
Bir diğer önemli nokta ise mükemmel zamanı beklememek. Çünkü hayatın büyük kısmında her şeyin hazır olduğu ideal bir an yoktur. Başlamak için daha az korktuğumuz, daha çok motive olduğumuz ya da bütün şartların kusursuz olduğu bir günü beklersek, beklemek alışkanlığa dönüşebilir.
Belki de kendimize sürekli “Neden erteliyorum?” diye kızmak yerine, Ben aslında neden başlamaktan kaçıyorum?, sorusunu yönelterek başlamamız gerekiyor.
Bu sorunun cevabı bazen başarısızlık korkusu, bazen yorgunluk, bazen özgüven eksikliği, bazen de gerçekten dinlenme ihtiyacı olabiliyor. Önemli olan kendimizi suçlamak değil, davranışımızın arkasındaki nedeni fark edebilmektir. Ertelediğimiz şeyler her zaman yalnızca ufak tefek işler olmuyor. Bazen önemli bir telefon konuşması, bazen sağlığımız için atacağımız bir adımı, bazen hayallerimizi, bazen de kendimiz için yaşamayı erteliyoruz. Genellikle de hayattaki en tehlikeli yanılgılardan birine tutunarak bunu yapıyoruz: “Daha çok zaman var.”
Oysa zamanın ne kadar olduğu değil, elimizdeki zamanı nasıl kullandığımız önem taşıyor. Bazen değişim, büyük bir karar vermekle değil sadece ertelediğimiz o ilk adımı atmakla başlar.
Takvim yaprakları bizim hazır olmamızı beklemeden değişiyor. Söylemek istediğimiz sözler içimizde kalıyor, görmek istediğimiz yerler uzaklaşıyor, başlamak istediğimiz hayaller ise sürekli bir sonraki güne bırakılıyor.
Belki her şeyi bugün yapamayız. Belki bütün korkularımızı bir anda yenemeyiz ama bugün başlayabiliriz. Küçük bir adımla, kısa bir telefonla, birkaç dakikalık bir çabayla… Çünkü bazen hayatı değiştiren şey, büyük fırsatların kapımızı çalması değil, uzun zamandır ertelediğimiz o kapıyı, sonunda bizim aralayabilmemizdir.
Unutmayın; yarın belki gelir, belki gelmez. Ama bugün, hâlâ sizin elinizde. Hayatı ertelemeyin. Çünkü hayat, bekleyenleri değil, yaşayanları hatırlar.
Kendinize nazik davranmayı unutmayın!