Ne güzel deyimdir !
Hem kısa, hem ironik, hem de içinde koskoca bir hikâye taşır. Ne var ki bizim hikâyemizde çamlar bardak olmadan önce kuruyor, devriliyor, susuzluktan kavruluyor.
Eskiden çam ağacından kereste yapılır, geriye kalan parçalar da ziyan edilmez, bardak olurmuş.
Peki neden çam?
Neden meşe değil, dişbudak değil, zeytin değil de ille de çam?
Çünkü çam, bol bulunan ve dolayısıyla ucuz kereste sağlayan ağaçlardan biriymiş.
Ama burada insanın aklına başka bir soru geliyor:
Çam neden bu kadar kolay telef oluyor?
Hani bir deyimimiz de vardır:
“Çam gibi devrildi.”
Boşuna söylenmiş olmasa gerek!
Çam, iğne yapraklı bir ağaçtır. İğne yapraklıların önemli bir bölümü soğuk iklimlere uyum sağlamış türlerdir. Kuzeyin uzun kışlarına, karına, ayazına göre biçimlenmiş bir hayatları vardır.
Güneşin kıt olduğu coğrafyalarda yapraklarını dökmeyip yıl boyunca fotosentez yapabilmek, onlar için büyük bir avantajdır.
Ama siz bu ağacı alıp sıcak ve kurak bir iklime getirirseniz...
Sonra da susuzluğun üzerine bir de küresel ısınmayı koyarsanız...
Olacağı budur!
Ağaç daha yaşını başını alamadan sararıyor, kuruyor, sonra da ilk sert rüzgârda devriliyor.
Parklarda görüyoruz.
Bahçelerde görüyoruz.
Refüjlerde görüyoruz.
Yol kenarlarında görüyoruz.
Ve hâlâ çam dikmeye devam ediyoruz.
Üstelik bunu, sanki tabiatın başka hiçbir seçeneği yokmuş gibi yapıyoruz.
Ben bu çamların bölgemizde biraz da “buzul çağından kalma hatıralar” olduğuna inanıyorum.
Başka bir iklimin, başka bir dünyanın, başka bir zamanın hatıraları...
Fakat biz onları hâlâ bugünün iklimine, bugünün kuraklığına ve yarının daha da sıcak olacak dünyasına, ve dünyanın en sıcak ülkelerinden biri olan Türkiye'ye emanet etmeye çalışıyoruz.. .
Sonra da kuruyunca /devrilince / yanınca şaşırıyoruz.
Asıl şaşılması gereken belki de kurumaları değil, hâlâ aynı şeyi yapıyor oluşumuz.
---
Peki orman müdürlükleri ve belediyeler neden her tarafa çam dikiyor?
Bu sorunun cevabını gerçekten merak ediyorum.
Hangi ağaç nerede yaşar?
Hangi tür bölgenin toprağına, suyuna ve iklimine uygundur?
Hangi ağaç geleceğin kuraklığına dayanabilir?
Bunları ne kadar konuşuyoruz?
Üç yüz yıl önce Urfa’ya gelen seyyahların çizimlerinde palmiyeler var.
Demek ki bu toprakların geçmişinde sıcak iklime uyum sağlamış bitkiler hiç de yabancı değil.
Ama bugün bakıyorsunuz...
Her yerde çam!
Sanki memleketin bütün botanik kaderi çamdan ibaretmiş gibi.
Oysa yüz yıllık çam bulmakta zorlanırken, iki bin yıllık zeytin ağaçlarıyla karşılaşıyoruz.
Bu size hiçbir şey söylemiyor mu?
Çam gibi her dem yeşil ;
Zeytin burada,
Dut burada,
Fıstık burada,
Asma burada,
Badem burada,
Dağdağan (yani çitlembik) burada,
Alıç burada,
Sumak burada !
Üstelik bunların önemli bir kısmı kuraklığa ve yüksek sıcaklıklara çamdan çok daha iyi dayanabiliyor.
Yani alternatifsiz değiliz.
Sadece bazen alternatiflere bakmayı unutuyoruz.
---
Bir de şöyle diyenler var:
“İyi ama kışın kuruyan çamlar da var.”
Elbette var.
Fakat kışın kuruduğunu zannettiğiniz çamların önemli bir kısmı, aslında geçen yılın kuraklığından kalan sessiz cenazelerdir.
Tabiat, ölümün tarihini takvime göre tutmaz.
Ağaç kışın sararabilir ama hikâyesi çok daha önce bitmiştir.
Küresel ısınmanın ve kuraklığın ilk işaretlerini, sıcağa ve su stresine daha duyarlı türlerde görmek şaşırtıcı değildir.
Her yıl özellikle kurak geçen dönemlerde çamların kuruduğunu görüyoruz.
Ve hâlâ aynı soruyu sormuyoruz:
“Acaba sorun ağaçta mı, yoksa ağacı seçtiğimiz yerde mi?”
Belki de çam kötü bir ağaç değildir.
Belki sadece yanlış coğrafyada, yanlış ısrarın kurbanıdır.
Çünkü tabiatın da bir hafızası vardır.
Her ağacın sevdiği bir toprak, alıştığı bir iklim, kök saldığı bir coğrafya vardır.
Bir ağacı yalnızca güzel göründüğü için dikmek kolaydır.
Asıl marifet, onun yüz yıl sonra da yaşayabileceği yeri bulabilmektir.
Bugünün peyzajını değil, yarının iklimini düşünmek gerekir.
Çünkü biz ağaç dikmiyoruz yalnızca...
Geleceğe gölge bırakıyoruz.
Ve yanlış ağacı yanlış yere dikerseniz, geriye gölge değil, kurumuş gövdeler kalır.
Sonunda da geriye bir deyim kalır:
“Sana sevgim artık soldu,
Eski çamlar bardak oldu.”
Belki de artık bardak yapacak çam aramak yerine,
hangi ağacın bu topraklarda yaşamak istediğini sormanın zamanıdır.