Okul, çocukların kendilerini güvende hissetmeleri gereken alanlardan biridir. Ancak okulda veya çevresinde yaşanan şiddet olaylarının bu güven duygusunu nasıl sarsabildiğine, biz ruh sağlığı uzmanları olarak ne yazık ki giderek daha fazla şahit oluyoruz. Bir şiddet olayının çocuk üzerindeki etkisini değerlendirirken yalnızca fiziksel olarak zarar görüp görmediğine bakmak yeterli değildir. Çocuk saldırıya doğrudan maruz kalmasa bile yaşananlara tanık olması yoğun korku ve çaresizlik hissetmesine neden olabilir.
ŞİDDETE TANIK OLMAK DA TRAVMATİK OLABİLİR
Bir çocuğun şiddetten psikolojik olarak etkilenmesi için olayın doğrudan hedefi olması gerekmez. Arkadaşının saldırıya uğradığını görmek, silah sesi duymak, çevresindeki insanların korku ve panik içinde olduğunu fark etmek ya da kendisinin de zarar görebileceğini düşünmek çocuk için travmatik bir yaşantıya dönüşebilir.
Böyle bir anda çocuk, kendisini koruyamayacağı ve bulunduğu ortamın artık güvenli olmadığı hissine kapılabilir. Özellikle okul gibi günlük yaşamının önemli bir bölümünü geçirdiği bir yerde şiddetle karşılaşması, daha önce güvenli kabul ettiği bir alanı tehdit ile ilişkilendirmesine neden olabilir.
Olay sona erse bile çocuğun zihnindeki tehlike algısı hemen sona ermeyebilir. Ani seslere karşı irkilme, çevresini sürekli kontrol etme, yalnız kalmak istememe ya da benzer bir olayın yeniden yaşanacağından endişe etme gibi tepkiler görülebilir. Bu nedenle şiddetin çocuk üzerindeki etkisini değerlendirirken yalnızca fiziksel sonuçlara değil, geride bıraktığı psikolojik izlere de dikkat etmek gerekir.
“YA BİZİM OKULDA DA OLURSA?”
Çocuklar ve ergenler böyle bir olayın ardından farklı tepkiler gösterebilir. Bazı öğrenciler yaşananları sürekli anlatmak isterken bazıları tamamen sessizleşebilir. Okula gitmek istememe, anne ve babadan ayrılmakta zorlanma, uyku problemleri, kabuslar, ani seslerden irkilme, öfke, huzursuzluk, dikkat dağınıklığı ve ders başarısında düşüş görülebilir.
Özellikle olayın yaşandığı okulda bulunan ya da saldırıya yakından tanıklık eden öğrencilerde “Tekrar olacak mı?”, “Okulda gerçekten güvende miyim?” veya “Ya bu kez bana ya da arkadaşıma bir şey olursa?” gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Bu noktada çocuğun korkusunu küçümsememek önemlidir. “Bir şey olmadı, unut artık”, “Korkacak ne var?” gibi ifadeler yetişkin için rahatlatıcı görünse de çocuğun yaşadığı duygunun anlaşılmadığını düşünmesine neden olabilir.
Bunun yerine çocuğa yaşadığı korkuyu anlatabileceği güvenli bir alan oluşturulmalıdır.
ŞİDDETİN ETKİSİ OLAY YERİYLE SINIRLI KALMAYABİLİR
Günümüzde öğrenciler şiddet olaylarına yalnızca doğrudan tanık olmuyor. Olay anına ait görüntüler ve haberler sosyal medya aracılığıyla çok kısa sürede çocukların karşısına çıkabiliyor. Aynı görüntünün tekrar tekrar izlenmesi, özellikle küçük yaş gruplarında olayın zihinsel olarak yeniden yaşanmasına ve kaygının artmasına neden olabilir.
Bu nedenle ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocukların olayla ilgili hangi görüntülere maruz kaldığını takip etmeleri önemlidir. Çocuğu tamamen bilgisiz bırakmak kadar yaşına uygun olmayan ayrıntılarla karşı karşıya bırakmak da doğru değildir.
Çocuğun soruları yaşına uygun, kısa ve anlaşılır biçimde yanıtlanmalı; doğrulanmamış bilgiler ve korkuyu büyütecek ayrıntılardan kaçınılmalıdır.
OKULA DÖNMEK BAZI ÇOCUKLAR İÇİN KOLAY OLMAYABİLİR
Şiddet olayının ardından yetişkinler hayatın hızla normale dönmesini bekleyebilir. Ancak çocukların psikolojik toparlanma süreleri birbirinden farklıdır.
Bazı çocuklar kısa sürede günlük rutinlerine dönerken bazıları okul kapısından girdiğinde, koridorda yüksek bir ses duyduğunda veya olayın yaşandığı bölgeden geçtiğinde yeniden yoğun kaygı hissedebilir.
Bu nedenle “Artık geçti” yaklaşımı yerine çocuğun verdiği tepkilerin izlenmesi gerekir. Okula dönüş sürecinde aile, öğretmen ve okul rehberlik biriminin iletişim hâlinde olması çocuğun kendisini yeniden güvende hissetmesine yardımcı olabilir.
EBEVEYNLER NE YAPMALI?
Böyle dönemlerde çocukların en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, yetişkinlerin sakin ve güven veren tutumudur. Çocuğa duygularını anlatması için alan açılmalı ancak konuşmaya zorlanmamalıdır.
Günlük rutinlerin mümkün olduğunca korunması, uyku ve beslenme düzeninin sürdürülmesi, çocuğun sosyal medya ve şiddet görüntülerine tekrar tekrar maruz kalmasının sınırlandırılması önemlidir.
Aynı zamanda çocuğun davranışlarındaki değişiklikler takip edilmelidir. Yoğun korku, kabuslar, sürekli tetikte olma, okula gitmeyi reddetme, içine kapanma, öfke patlamaları veya günlük işlevselliği belirgin biçimde etkileyen başka belirtiler devam ediyorsa profesyonel destek değerlendirilmelidir.
Unutulmamalıdır ki okul güvenliği yalnızca kapıdaki güvenlik önlemlerinden ibaret değildir. Çocuğun okul sırasına oturduğunda kendisini güvende hissedebilmesi de güvenliğin bir parçasıdır.
Bir şiddet olayında fiziksel yaralar görünür olabilir. Ancak çocukların taşıdığı korku, güvensizlik ve kaygı çoğu zaman dışarıdan görülmez.
Tam da bu nedenle şiddetin ardından yalnızca “Kim yaralandı?” sorusunu değil, “Bu olaya tanık olan çocuklar şimdi kendilerini ne kadar güvende hissediyor?” sorusunu da sormamız gerekir.