Bugün Şanlıurfa’da hissedilen deprem birçok kişide korku, endişe ve tedirginliğe neden oldu. Deprem gibi aniden ortaya çıkan ve kontrolümüz dışında gerçekleşen olaylar yalnızca bulunduğumuz ortamı değil insanın temel güvenlik duygusunu da sarsabilir.
Sarsıntı birkaç saniye içinde sona erse bile zihnimizdeki etkisi aynı hızla geçmeyebilir. Deprem bittikten sonra sürekli avizeye bakmak, “Yine mi sallanıyor?” diye yanımızdaki kişiye sormak, gece yatağa girdiğimizde en küçük titreşimde irkilmek ya da yeniden deprem olacakmış gibi hissetmek görülebilir.
Deprem anında korkmak son derece doğal bir tepkidir. Asıl önemli olan hiç korkmamak değil korkunun paniğe dönüşerek davranışlarımızı yönetmesini mümkün olduğunca önleyebilmektir.
Peki deprem anında psikolojik olarak nasıl davranmalıyız? Neler yapmamalıyız? Panik yükseldiğinde nasıl soğukkanlı kalabiliriz?
SOĞUKKANLI OLMAK KORKMAMAK DEĞİLDİR
Deprem başladığında beynimiz saniyeler içinde tehlikeyi algılar ve bedenimiz alarma geçer. Kalp atışları hızlanabilir, nefes alışverişi değişebilir, titreme, terleme, yoğun kaçma isteği ya da kısa süreli donakalma yaşanabilir.
Kimi insan hemen harekete geçerken kimi insan birkaç saniye ne yapacağını bilemeyebilir. Bazıları ağlayabilir, bazıları yakınlarına ulaşmak isteyebilir. Çünkü herkesin tehlike karşısında verdiği tepki aynı değildir.
Bu belirtiler kişinin güçsüz ya da kontrolsüz olduğu anlamına gelmez. Tehlike karşısında bedenimizin verdiği doğal stres tepkileridir.
Bu nedenle kendimize “Korkmamalıyım, sakin olmalıyım” diye baskı yapmak yerine “Şu anda korkuyorum ama ne yapacağıma odaklanabilirim” demek daha işlevsel olabilir.
İnsan korktuğu için kontrolünü kaybetmek zorunda değildir. Soğukkanlılık korkunun yokluğu değil korkuya rağmen düşünmeye ve davranışlarımızı mümkün olduğunca yönetmeye devam edebilmektir.
PANİK YÜKSELDİĞİNDE NE YAPILMALI?
Panik anında zihnimiz hızla geleceğe gider. “Daha büyüğü olacak mı?”, “Buradan çıkabilecek miyim?”, “Aileme bir şey oldu mu?”, “Ya gece tekrar olursa?” gibi düşünceler peş peşe gelebilir.
Aslında insanı yoran bazen yalnızca yaşanan sarsıntı değil sarsıntının ardından zihinde başlayan “Ya tekrar olursa?” döngüsüdür.
Böyle bir anda henüz gerçekleşmemiş senaryoları düşünmek yerine dikkati bulunduğumuz ana yöneltmek önemlidir. Kendimize “Şu anda paniğimin yükseldiğini fark ediyorum”, “Önce bulunduğum ana odaklanacağım”, “Kontrol edebildiğim şeylere yöneleceğim” ya da “Her ihtimali şu anda çözmek zorunda değilim” gibi kısa cümleler söyleyebiliriz.
Bu cümlelerin amacı tehlikeyi küçümsemek değil korku yükseldiğinde zihnin felaket senaryolarından çıkıp yeniden bulunduğu ana dönebilmesine yardımcı olmaktır.
Panik yaşayan birine sürekli “Sakin ol” demek de her zaman işe yaramayabilir. Bunun yerine sakin bir ses tonuyla “Yanındayım, birlikteyiz. Önce şu ana odaklanalım” gibi kısa ve güven veren cümleler daha faydalı olabilir.
DEPREM ANINDA PSİKOLOJİK OLARAK NELER YAPILMAMALI?
Deprem anında yapılabilecek önemli hatalardan biri paniğin çevredeki insanlara yayılmasına neden olmaktır. Bağırmak, doğruluğu bilinmeyen bilgileri aktarmak ve felaket senaryolarını yüksek sesle dile getirmek ortamdaki kaygıyı daha da artırabilir.
Çünkü korku da sakinlik gibi insanlar arasında yayılabilir. Bir kişinin panikle “Daha büyüğü gelecekmiş” demesi o ortamda bulunan birçok kişinin kaygısını bir anda yükseltebilir.
Kişinin kendisini “Neden bu kadar korktum?” ya da “Herkes sakin, bir tek ben böyleyim” diye eleştirmesi de faydalı değildir. Her insanın stres karşısındaki tepkisi farklıdır.
Deprem sonrasında sosyal medyada sürekli deprem görüntülerini izlemek, her paylaşımı doğru kabul etmek, tekrar tekrar deprem olup olmadığını kontrol etmek ve saatler boyunca kötü senaryolar üzerine konuşmak da kaygıyı besleyebilir.
Telefonu birkaç dakikada bir açıp “Son deprem olmuş mu?” diye kontrol etmek o an için rahatlatabilir. Fakat bu davranış sık tekrarlandığında zihin sürekli tehlike aramaya başlayabilir. Bilgi sahibi olmak ile sürekli tehlike aramak birbirinden farklıdır.
SARSINTI DURSA BİLE ZİHNİN ALARMI DEVAM EDEBİLİR
Deprem sona erdikten sonra bazı kişiler “Hâlâ sallanıyor gibi hissediyorum” diyebilir.
Evde otururken avizeye bakmak, yatağa uzandığında yatağın hareket ettiğini düşünmek, dışarıdan bir kamyon geçtiğinde irkilmek, kapı ya da pencere hareket ettiğinde “Yine deprem oluyor” diye ayağa kalkmak yaşanabilir. Bazen kişi çevresindekilere defalarca “Sen de hissettin mi?” diye sorabilir.
Bunun nedeni fiziksel sarsıntı sona erse bile beynimizin tehlike sisteminin hemen eski haline dönmemesidir. Zihin bir süre çevrede yeni bir tehlike olup olmadığını kontrol etmeye devam edebilir.
Bu süreçte günlük rutinlere mümkün olduğunca devam etmek, yakınlarımızla iletişim kurmak ve sürekli deprem içeriklerine maruz kalmamak önemlidir. Kendimize biraz zaman tanımamız gerekir. Deprem bitti diye korkunun da aynı saniyede bitmesini bekleyemeyiz.
“BU GECE UYURKEN YİNE OLURSA?” KAYGISI
Depremin ardından özellikle gece saatleri bazı kişiler için daha zor geçebilir. Gün içinde dikkatimizi dağıtan birçok şey varken yatağa girdiğimizde zihnimizle daha fazla baş başa kalırız.
“Uyurken deprem olursa?”, “Fark edemezsem?”, “Tekrar sallanırsak?” gibi düşünceler ortaya çıkabilir. Kişi uykuya dalmakta zorlanabilir, en küçük seste gözlerini açabilir ya da uyumamak için kendisini dirençli tutmaya çalışabilir.
Böyle bir durumda zihne gelen her düşünceyi gerçek bir tehlikenin habercisi gibi değerlendirmemek önemlidir. Kaygı bize bir şey olacakmış gibi hissettirebilir ama bir şey olacakmış gibi hissetmek onun gerçekleşeceği anlamına gelmez.
ÇOCUKLARIN YANINDA KULLANDIĞIMIZ DİLE DİKKAT
Deprem sonrasında çocuklar yalnızca yaşanan sarsıntıdan değil çevrelerindeki yetişkinlerin tepkilerinden de etkilenebilir.
Çocuklar “Tekrar deprem olacak mı?”, “Evimiz yıkılır mı?”, “Bu gece yanınızda uyuyabilir miyim?” gibi soruları tekrar tekrar sorabilir. Bazı çocuklar ise hiç konuşmadan anne babasının yüzünü izleyebilir.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi dinlemez. Yüz ifademizden, ses tonumuzdan ve davranışlarımızdan da “Güvende miyiz?” sorusunun cevabını ararlar.
Çocuğa “Korkma, hiçbir şey yok” demek yerine “Korkmuş olabilirsin. Böyle hissetmen anlaşılır. Ben yanındayım” gibi ifadeler kullanmak daha sağlıklı olabilir.
Çocuğun sorularını cevapsız bırakmamak gerekir. Ancak yaşına uygun olmayan ayrıntılar vermek, yanında sürekli felaket senaryoları konuşmak ve korkutucu görüntülere maruz bırakmak kaygısını artırabilir.
NE ZAMAN PSİKOLOJİK DESTEK DÜŞÜNÜLMELİ?
Deprem sonrasında bir süre korku ve tedirginlik yaşanabilir. Her insan aynı olaya aynı tepkiyi vermediği gibi herkes aynı sürede de toparlanmaz.
Bir kişi ertesi gün hayatına devam edebilirken başka biri birkaç gün daha tedirgin hissedebilir. Burada kendimizi başkalarıyla kıyaslamamak önemlidir.
Ancak yoğun korku zaman içinde azalmıyorsa, uyku, iş, okul ve sosyal yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa, kişi sürekli tehlike beklentisi içinde yaşıyor, yalnız kalamıyor, eve girmekte zorlanıyor ya da günlük yaşamını sürdürmekte ciddi güçlük çekiyorsa profesyonel psikolojik destek değerlendirilmelidir.
Bugün Şanlıurfa’da yaşanan deprem bize psikolojik hazırlığın da ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Depremin ne zaman gerçekleşeceğini kontrol edemeyiz. Ancak korku geldiğinde onunla nasıl baş edeceğimizi ve paniğin davranışlarımızı tamamen yönetmesini nasıl önleyebileceğimizi öğrenebiliriz.
Korkuyu yok saymak zorunda değiliz ama korkuyu sürekli beslemek zorunda da değiliz. Sarsıntı birkaç saniye içinde durabilir ancak zihnimizin sakinleşmesi biraz daha zaman alabilir.
Korkmak insani bir tepkidir. Soğukkanlı olmak ise hiç korkmamak değil korkunun içinde ne yapacağını bilmek, bulunduğun ana dönebilmek ve kontrol edebildiğin şeylere odaklanabilmektir.