Hırsından taş kesildiğimiz hülyalardan homurdanarak gelip sarsıntılarınla uyandırarak hayatımızı tepetaklak ettiğin mesajını aldık.
Ayakları dünya şehvetiyle yerden kesilenlerin kibrini yerle bir ederek kendi sessizliğine gömülen kırgınlığını da hissediyoruz kalbimizin en ücra hücrelerinde.
Bu dünyadaki ağırlığını insanın, kuştüyü hafifliğinde havada sallandırıp hiçbir şeye hükmünün geçmediğini hatırdan çıkardığımız yok.
“İçimizdeki sefihler yüzünden…” yerin gazaba geldiği, Rabbin içimizdeki masumları rahmetine vesile kılması hatırına öfkeni tuttuğunu da anlıyoruz.
“Kıyametin gözlerin fırladığı gün” diye tasvir edilen daha uzun fragmanlı halini de gördük 17 Ağustos'ta, 6 Şubat''ta.
İnsanın iç duvarlarına çarpa çarpa sendeleyerek keresteler gibi üst üste yığılmasına, kumdan kale gibi yıkılmasına kafi bir fonetik var adında.
Evi başına yıkılmak deyiminin birebir karşılığıyla bizi sallandırıyorsun elinde kağıt gibi ve alacaklarını toptan tahsil etmeye gelen bir alacaklısın, biliyoruz.
Zayiatın insanın maddi durumuna göre değişse de verdiğin dehşetli korku insan ayırt etmeksizin adilane bir doğal afettir buna da iman ediyoruz.
Hasarın, devlet garantörlüğünde tespit edilip tahsil edilen, bir teselli olarak ikramda bulunma vesilesi, duvardaki çatlakla değil kalbimizin tabakalarını çatlatarak bu hayatın yalnız dünyalık olmadığını akıl sahipleri için hatırlatan silkelenmelerini de anladık.
Can ve mal götürün, sayısal bir hesaba indirgenip rapor olarak sunulması ağrına gidiyor biliyoruz, avizelerden izini sürdüğümüz bir ilahi mesaj olarak sallanıyorsun odalarımızın tavanlarında, unutmuyoruz.
Duvarların gıcırtısını depremin diş bilemesi okumak saplantısıyla bizi baş başa bırakarak çekip gidiyorsun derinliklerine.
Her saniyen, zamanın göreliliğini her insanın keşfine sunan ve testi mutlak bir sonuçla rapor eden bir laboratuvardır, eyvallah.
Gemi azıya alıp kıtalar dolaşarak dünyada ayırt etmeksizin yerin üstünü talan eden bir bir yer altı devisin, devinimini hesaplayamıyoruz, yetersiz, aciz ve hesapsız.
Yarın diye bir şeyin olamayacağını kendinden sonra bir ders olarak bırakıp derinliklerine sessizce çekip giderken insanın ihtiraslarının bir anda kesen jilet gibi nefesini ensemizde hissediyoruz.
Ne çok şey götürdün ey deprem her canı, kader diye iman ettiğimiz hakikatin gölgesinde.
Tek kelime etmeden titreterek, insanı kendine getirdin bir homurtu sesinde.
Gelip geçici olduğunu hatırlattığın bu dünyada gayrı borçlu olduğumuz bir alacaklı yok.
Toptan bir alacaklı gibi gelip durdun dünyanın altında, kimler var senin can borcu listesinde.
Rüyasına daldığımız dünyanın sonsuz bir hayatın kabusu olduğundan uyandırıp kalbimize fay hatlarını oturtuyorsun.
Bıçaklar arasında bırakarak önceliklerimizi şaşırtıp duvardan duvara vurarak vicdanımıza saplıyorsun her bir titreşimini.
Sen büyüksün ey deprem, biz istediğin zaman altına alacağın zavallı birer yüküz sırtında.
Oyuncakları uçaklarla bombalayanların altını üstüne getirmen gerek diye acizliğimizi de sana yüklüyoruz.
Mazluma kayıtsız insan ki yüktür bu toprağın bağrında, sen bizi yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla sınama.
Bizden ırak ol, Rabbimin rahmetiyle...