ZENGİNİ DOYURAMADIK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

​"Zengini doyurmaktan fakire sıra gelmiyor."

​Eski bir söz bu. Zamanında toprağı, mahsulü, ağanın ambarını anlatmak için söylenmiş olabilir; ancak bugün, finans piyasalarının klimalı plazalarında, parlak ekranlar karşısında yazılan modern bir trajedinin tam merkezine oturuyor.

​Bugün yaşadığımız ekonomik darboğazı, enflasyon cenderesini, dar gelirlinin üzerine çöken o ağır geçim yükünü sadece küresel krizlerle ya da makroekonomik yanlışlarla açıklamak resmin yarısını karanlıkta bırakmaktır. Resmin asıl karanlık, asıl ahlaki kriz üreten tarafında; daha fazla kazanma hırsıyla gözü dönmüş sözde "nitelikli" yatırımcılar, halkın birikimine göz diken finansal sülükler ve tüm bu vurguna mevzuat böyle diyen hantal bir denetim mekanizması duruyor.

​Finans terminolojisinde "nitelikli yatırımcı" diye bir kavram var. Belli bir finansal varlığa, piyasa okuryazarlığına ve risk alma kapasitesine sahip olduğu varsayılan kişiler için kullanılır. Ancak son yıllarda piyasalarda gördüğümüz şey, bu niteliğin yerini kontrolsüz bir açgözlülüğe bıraktığıdır.

​Yıllık reel getirilerin, makul kâr marjlarının tatmin etmediği bir gruptan bahsediyoruz. "Daha çok, daha hızlı, ne pahasına olursa olsun" mantığıyla hareket eden bu kesim, risksiz yüksek getiri vaad eden ne idüğü belirsiz fonların, kaldıraçlı ponzi düzenlerinin peşine takıldı.

​Buradaki asıl facia şurada: Bu yapıların çökeceğini, ortada reel bir üretim olmadığını anlayabilecek finansal okuryazarlığa sahip olanlar bile "Sistem patlayana kadar ben kârımı alır çıkarım" açgözlülüğü ile hareket etti. Kendi hırslarının kurbanı olup milyarları buharlaştırırken, piyasadaki nakdi ve güveni de beraberlerinde dibe çektiler.

Masum Halkın Birikimi

​Diğer tarafta ise enflasyondan kaçıp birikimini korumaya çalışan, dişinden tırnağından artırdığını borsada değerlendirmeye çalışan milyonlarca vatandaş var. Peki bu vatandaş borsada neyle karşılaşıyor?

​Derinliği olmayan hisselerde fiyat manipülasyonu yapan "sözde" şirket yöneticileriyle... Üretimi olmayan, içi boşaltılmış kabuk şirketleri "geleceğin devi" gibi ambalajlayıp halka arz edenlerle... İçerden bilgi sızdırıp kendi hisselerini tavan yaptırdıktan sonra küçük yatırımcının kucağına bırakan finansal korsanlarla...

​Şirketi büyütmek, istihdam sağlamak, memlekete faydalı olmak için değil; hisse fiyatını katlayıp kendi cebini doldurmak için yönetim kurulu koltuğuna oturan bu zihniyet, piyasayı bir yatırım alanı olmaktan çıkarıp devasa bir kumarhaneye dönüştürdü.

​Peki tüm bunlar yaşanırken, sistemi denetlemek ve vatandaşı korumakla yükümlü olan resmi kurumlar ne yapıyor? Ne yazık ki devasa bir uyuşukluk, mevzuata boğulmuş ve hantal bir bürokrasi izliyoruz.

​Piyasada felaketin sesleri gümbür gümbür gelirken, ponzi düzenleri göz göre göre büyürken, içi boş şirketler fahiş değerlemelerle halka arz edilirken "düzenleyici ve denetleyici" kurumların geriden gelişi manidardır. Yangın büyüyüp etrafı sarmadan kıpırdamayan, evrak prosedürlerine boğulmuş, reaksiyon hızı piyasa manipülatörlerinin gerisinde kalan bir bürokratik yapı...

​Küçük bir vatandaşın en ufak bir beyan eksikliğine anında ceza kesen devlet mekanizması; sıra milyarlık fon vurgunlarına, tahta kapatıp binlerce insanı mağdur eden borsa manipülatörlerine gelince birdenbire bu karmaşık dolandırıcılıkta ağır çekime geçiyor. Şikâyetler dosyalanıyor, incelemeler aylar sürüyor ve ne hikmetse kararlar hep iş işten geçtikten, vurup kaçanlar parayı yurt dışına ya da kripto varlıklara aktardıktan sonra çıkıyor.

​Denetimsizliğin yarattığı cezasızlık algısı ise yeni manipülatörlere cesaret veriyor.

​İşte "Zengini doyurmaktan fakire sıra gelmiyor" sözünün en acılaştığı yer tam da burası.

​Nitelikli yatırımcının kaybettiği devasa paralar, manipülatörlerin cebe indirdiği milyarlar ve kurumların izlemekte zorlandığı ve dolandırıcıların hızına yetişemediği bu talan, üretim ekonomisine girmesi gereken kaynakları yok ediyor. Piyasadaki bu devasa ahlaki çöküş ve kaynak israfı, dönüp dolaşıp makroekonomik bir felakete, derin bir enflasyona dönüşüyor.

​Sistemin yarattığı bu enkazın faturasını ne fonlarda milyarlar batıran açgözlüler ödeyecek ne içi boş patronlar ne de koltuğunda mevzuat böyle deyip vurdumduymazca oturan bürokratlar...

​Faturayı;

​Asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışan işçi,

​Çocuğunun beslenme çantasını dolduramayan memur,

​Tarlasını ekemeyen çiftçi ödüyor.

​Büyük oyuncuların hırsı ve denetçilerin vurdumduymazlığı birleştiğinde oluşan o devasa dalga patladığında, altında kalan yine tenceresini kaynatamayan alt gelir grubu oluyor.

​Son Söz

​Bir ülkede sermayenin ahlakı bozulmuşsa ve devleti temsil eden kurumlar bu bozulmayı sadece izlemekle yetiniyorsa, tuz kokmuş demektir. Zenginin doymaz hırsını, denetçinin uyuşukluğunu ve bürokrasinin hantallığını beslemekten bu milletin kaderi değildir. 

​Artık sadece piyasadaki manipülatörleri değil, o manipülasyona kapıyı aralayan, zamanında müdahale etmeyen, gözünü yuman her bir imza sahibini de sorumlu tutmak zorundayız. Aksi takdirde, birkaç bin kişinin daha fazla kazanma arzusu ve bürokratik labirent yüzünden, ülke sömürülmeye devam edecek.

ZENGİNİ DOYURAMADIK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.