Bazen küçücük bir mesele, koca bir sistemin nasıl çalıştığını gösterir.
Urfalı siyasetçi Abdülkerim Koç’un şehir içi ulaşım konusunda sosyal medya hesabından yaptığı tespiti okuyunca açıkçası ben de kendi yaşadıklarımı düşündüm. Çünkü bu meselenin mağdurlarından biri de benim.
Şehir içinde bir yerden bir yere gitmek istiyorsunuz. Yanınızda paranız var. Ama kartınız yok.
Ne oluyor?
Otobüse binemiyorsunuz.
İşte benim itirazım tam da burada...
Mesele para değil. Mesele insan onuru.
Bir vatandaşın cebinde parası olduğu halde sırf ulaşım kartı olmadığı için otobüse alınmaması veya otobüsten indirilmesi, bana göre çağdaş belediyecilik anlayışıyla bağdaşmaz.
Hele ki söz konusu öğrenci bir çocuksa…
Abdülkerim Koç’un anlattığı olay bu açıdan gerçekten düşündürücü. Küçük bir öğrencinin kartında yalnızca 2 lira eksik olduğu için otobüsten indirildiğini, üzerinde parası olmasına rağmen bu parayı kullanamadığını ve yaşadığı mağduriyeti anlatıyor.
Biz şehir içi ulaşımı vatandaş için mi yapıyoruz, yoksa vatandaşı sisteme uydurmak için mi?
Elbette bir ulaşım sisteminin kuralları olacaktır. Elbette kart sistemi suistimal edilmemelidir. Elbette kamu kaynaklarının korunması gerekir.
Ama insanı sistemin önüne koymadığınız zaman, sistem amacından uzaklaşır.
Benim de başıma geldi.
Şehir içinde başka bir yere gittiğimde otobüse binmek için kart almak zorunda kaldım. Bazen de yanımdaki vatandaşlara, “Parasını vereyim, sizin kartınızdan basabilir misiniz?” demek zorunda kaldım.
Şimdi düşünün…
Şehrinize gelen bir misafir var.
Cebinde para var.
Ulaşım ücretini ödemeye hazır.
Ama kartı olmadığı için otobüse binemiyor.
Bu gerçekten akılcı bir uygulama mı?
Peki çözüm ne?
Aslında çözüm çok zor değil.
Kart dışında nakit veya temassız ödeme seçeneği neden getirilmiyor.
Bunun yanında turistler, şehir dışından gelen vatandaşlar veya kartında bakiye bulunanlar için temassız kart sistemi kullanılabilir.
Hatta daha pratik bir yöntem de uygulanabilir.
Şoförlere belirli şartlar altında inisiyatif kullanma yetkisi verilebilir.
Örneğin yolcunun art niyetli olmadığı açıkça görülüyorsa, ulaşım ücretini ödemeye hazırsa ve sistemin suistimal edilmediği kamera kayıtlarıyla denetlenebiliyorsa, vatandaş otobüsten indirilmek yerine yolculuğuna devam edebilir.
Çünkü teknoloji bunun için var.
Kamera sistemleri bunun için var.
Denetim bunun için var.
Ama biz hâlâ vatandaşa, “Kartın yoksa in” noktasında kalıyorsak burada biraz durup düşünmemiz gerekiyor.
Yıllardır aynı mesele
Asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta ise şu:
Bu şehirde ulaşım sistemleri yıllardır işletiliyor.
Peki yıllardır bu sistemi yönetenler neden vatandaşın böyle basit sorunlarına kalıcı çözümler üretemiyor?
Bir belediye ulaşım sisteminin başarısı sadece kaç otobüs çalıştırdığıyla ölçülmez.
Vatandaşın otobüse binerken kendisini değerli hissedip hissetmediğiyle de ölçülür.
Bazen bir vatandaşa uzatılan el, yapılan milyonlarca liralık yatırımdan daha değerlidir.
Çünkü belediyecilik sadece asfalt dökmek, otobüs almak, kaldırım yapmak değildir.
Belediyecilik biraz da insanı anlamaktır.
Abdülkerim Koç’un bu konudaki çıkışı bu nedenle dikkate değer.
Çünkü mesele gerçekten de “2 lira eksik” meselesi değil.
Mesele, bir insanın arkadaşlarının ve insanların içinde otobüsten indirilirken yaşadığı mahcubiyet.
Mesele, şehir dışından gelen bir insanın “Param var ama otobüse binemiyorum” demek zorunda kalması.
Mesele, kendi şehrinde yaşayan bir vatandaşın ulaşım sisteminin karşısında kendisini çaresiz hissetmesi.
Gerçek belediyecilik ise vatandaşa “Sen değerlisin” duygusunu verebilen bir sistem kurmak, maharetidir.
Şanlıurfa’nın artık bu tür küçük ama insanların hayatına doğrudan dokunan meseleleri konuşması gerekiyor.
Çünkü büyük şehir olmak sadece nüfusun artmasıyla olmaz.
Büyük şehir olmak, insanına büyük davranmakla olur.