Başkalarının davranışlarını değerlendirmek hayatın doğal bir parçasıdır. Gün içinde bir yakınımızın aldığı kararı, bir iş arkadaşımızın tutumunu, bir ebeveynin çocuğuyla ilişkisini ya da tanımadığımız bir insanın davranışını kolaylıkla yorumlayabiliriz. Çoğu zaman neyin yanlış olduğunu, nasıl davranılması gerektiğini ve karşımızdaki kişinin nerede hata yaptığını düşünmek zor değildir. Asıl zor olan, aynı dikkatle kendimize bakabilmektir. Çünkü başkasının davranışına dışarıdan bakarız, kendi davranışlarımızın ardındaki niyetleri, yaşadığımız koşulları, korkularımızı ve ihtiyaçlarımızı ise biliriz. Bu nedenle kendimize tanıdığımız açıklama hakkını başkalarına her zaman tanımayabiliriz.
Sosyal psikolog Lee Ross’un ortaya koyduğu “temel yükleme hatası” kavramı, insanların başkalarının davranışlarını açıklarken kişilik özelliklerine, kendi davranışlarını açıklarken ise koşullara daha fazla ağırlık verme eğilimine dikkat çeker. Örneğin trafikte önümüze geçen bir sürücüyü saygısız olarak değerlendirebiliriz. Aynı davranışı kendimiz yaptığımızda ise acelemiz olduğunu veya dalgın olduğumuzu söyleyebiliriz. Davranış aynıdır fakat ona yüklediğimiz anlam farklıdır.
Eleştirinin psikolojik boyutu yalnızca bu bilişsel farklılıkla sınırlı değildir. Bazen başkasının kusuruna odaklanmak, kişinin kendi eksiklikleriyle yüzleşmesini de ertelemesine yardımcı olabilir. Leon Festinger’ın sosyal karşılaştırma kuramına göre insanlar kendilerini değerlendirmek için başkalarıyla karşılaştırma eğilimindedir. Bu karşılaştırma kimi zaman gelişimimizi desteklerken kimi zaman da kendimizi daha yeterli hissetmek için başkasının eksikliklerine odaklanmamıza neden olabilir. Bu nedenle “Ben onun gibi değilim” düşüncesi her zaman yalnızca bir değerlendirme değil, bazen kişinin kendi benlik algısını koruma biçimi de olabilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında, eleştirinin kişinin kendi iç dünyasıyla ilişkisi de değerlendirilebilir. Freud’un yansıtma kavramında, kişinin kabul etmekte zorlandığı bazı duygu ve özellikleri başkalarında görmeye daha yatkın olabileceği ifade edilir . Elbette her eleştirinin altında yansıtma olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak bizi başkasında rahatsız eden bir özelliğin neden bizde bu kadar güçlü bir tepki oluşturduğunu sorgulamak, kendimizi anlamak açısından önemli olabilir.
Örneğin hata yapmaya kendisine hiç izin vermeyen bir kişi, başkalarının hatalarına karşı da oldukça katı olabilir. Sürekli sorumsuz insanlardan şikâyet eden biri, kendi hayatında sorumluluk konusunda fazlasıyla yüksek standartlara sahip olabilir. Burada amaç, eleştirdiğimiz her şey aslında bizde var, demek değildir. Ama eleştirinin bize kendimiz hakkında ne söylediğini merak etmek önemlidir.
Carl Rogers’a göre kişinin kendisini olduğu hâliyle kabul edebilmesi, psikolojik gelişimin önemli unsurlarından biridir. Kendini kabul etmek hataları görmezden gelmek anlamına gelmez. Tam tersine, kişi kendisiyle ilgili gerçekleri savunmaya geçmeden görebildiğinde değişim için daha sağlıklı bir zemin oluşturabilir.
İnsan davranışını tek bir davranışa indirgemek, çoğu zaman gerçekliği basitleştirir. Bir insanın öfkeli davranması onun her zaman öfkeli biri olduğu anlamına gelmez. Bir ebeveynin hata yapması onun kötü bir ebeveyn olduğu sonucunu tek başına göstermez. Bir arkadaşımızın bizi kırması, onun bütün ilişkilerinde aynı şekilde davranacağını kanıtlamaz.
Burada empati önemli bir denge sağlar. Empati, yapılan davranışı onaylamak değil, davranışın arkasındaki kişiyi ve koşulları anlamaya çalışmaktır. Bir davranışı anlamak, onu haklı bulmayı gerektirmez. Ancak anlamaya çalışmak, hızlı ve kesin yargılardan uzaklaşmamıza yardımcı olabilir.
Belki de eleştirmeden önce kendimize sorabileceğimiz en önemli soru şudur: Ben bu insanın yaşadığı koşulların ne kadarını biliyorum? Çünkü çoğu zaman bir insanın hikâyesinin yalnızca küçük bir bölümüne bakarak bütün hikâyesi hakkında karar veriyoruz.
Bu, hiçbir davranışı eleştirmememiz gerektiği anlamına gelmez. Haksızlık karşısında itiraz etmek, sınır koymak ve yanlış davranışı ifade etmek sağlıklı olabilir. Ancak eleştirinin amacı karşımızdaki insanı değersizleştirmek olduğunda, eleştiri yapıcı niteliğini kaybeder.
Belki de psikolojik olgunluk, başkalarının kusurlarını gördüğümüzde, kusurlar karşısında nasıl bir tutum aldığımızı fark edebilmektir. Sonuçta eleştiri yalnızca karşımızdaki insan hakkında değil, bizim dünyaya nasıl baktığımız hakkında da bilgi verir.
Bazen bir başkasının davranışına yönelttiğimiz eleştiri, bize onun kim olduğunu anlatmaktan çok, bizim neye değer verdiğimizi, neye tahammül edemediğimizi ve kendimizden ne beklediğimizi gösterir.
Kendinize nazik davranmayı unutmayın!