Yazımı bu hafta yetiştiremedim rahatsızlığımdan.
Yoksa ''Allah'ın indirdiği kitabı veya ayetlerini az bir pahaya (dünyalık menfaate) satanların" dünyalık onurunu da nasıl sattıkları üzerine yazacaktım.
İslamın bir yaşam biçimi olduğunu ve biçimsel seçilmişlik içinde kozalak kafalarını örtenlerin İslamı yaşamak için yeterli bir form olarak görmelerinin ne kadar içler acısı bir rezalete temsil ettiklerini yazacaktım.
Yumuşak karnı din olan insanları sistemleştirilmiş bir siyaset ile kandırmaktan bıkmayan ve özlemini çektikleri zenginliği sadece başını örterek para hırslarını kaya ve taşkesmekten çıkartırcasına bize yaşattıkları utancını yaşıyoruz, diye yazacaktım.
28 Şubat mağduru biri olarak 28 Şubatın ekmeğini yiyip o günlerin yaşanmasına sebep olarak gösterilen dini değerlerin bu gün yerle bir edildiği ve üstünde tepinildiği bir zamana geldik....
Gerçek hayatta bakkalda kasa teslim edilemeyeceklerin sırf baş örtülü olduğu için kendilerine hazine teslim edildiğinde neler yapabildiklerini utançla görüyoruz, diye yazacaktım.
Başkası adına utanacak kadar hala bu ülkede erdemli ve onurlu Müslümanlarının olduğunu yazacaktım.
İslamın bir yaşam formu olduğunu ve formu başörtü şartıyla karşılamanın yeterli olduğu, nihayetinde her şeyi yapmaya mubah gözüyle bakıldığı bir form haline getirenlerin rezaletinin altında eziliyoruz, diye yazacaktım.
Patlıcan moru suratına fondöten sürterek, sırıtışının tebessüm olduğunu kameralara gösterip inancını gözümüze sokanların inandıkları bir değer bu mudur, diye yazacaktım.
Her hal ve şeraitte dünyayı yalnızca kendine yontanların ürettiği siyaset sadece lgbtlilere yaramış, başka da bu ülkeye ufuk açacak ne çapları ne de imzaları olmuştur, diye yazacaktım.
Sezai Karakoç “dininiz, ilan ettiğiniz mensubiyetiniz değil, sürdürdüğünüz hayattır” diyor. 28 Şubattan sonra dinini her mikrofona ilan edip sürdürdükleri hayatın yalnızca kendilerine menfaat toplamak için kullanıldığını görüyoruz diye yazacaktım.
O postmodern darbeyi birebir yaşamış ve ilk kurbanı olmuş biri olarak, görülen o ki iki sınıf türedi bu ülkede, ezilenler ve ekmeğini yiyenler, olduğunu...
Her hakkı mahzur olarak yaşayan ve mahsuru bu milletin tamamına sirayet eden bu türedi lekeleri çıkarmak, herhangi bir temizlik malzemesinin işi değildir artık diye yazacaktım.
Gözünü para bürümüş muhterislerin, sattıkları ilk şey dava diye yola çıktıkları ülküleridir.
Ülküsü ülkenin canına okumak olan bu hırslı ve örtülü kirlenmişler güruhunun yararı olmadığı gibi zararı tüm ülkeye şamil bir büyüklüktedir,diye yazacaktım.
Hırsızlığın sadece birinin cüzdanından yahut bakkalın kasasından para çalmak olduğunu, kılıfına uydurulmuş kağıtlar üzerinde yapılan hırsızlıkların bir ticaret olduğunu düşünenleri yazacaktım.
O kadar utanıyoruz ki başkalarının adına, adımıza utanılacak bir değer bırakmadılar diye yazacaktım.
Kısacası, bu ülkede bu milletin hakkını kim yiyorsa Allah o hırsızların belasını versin, dünyası da ahireti de harap ve ziyan olsun diye yazacaktım.
Vazgeçtim bu hafta böyle bu köşe boş kalsın, haftaya daha romantik bir yazıyla karşınızda olmak ümidiyle.
Hırsızlardan uzak ahiretini dünya malına karşılık satanlara bela, satmayanlara selam olsun.