ÇÖPTEN EMEKLER

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Elin memleketinde yüzyılda bir değişen kaldırımlar ve yollar, bizde üç-beş yılda bir sökülüp yeniden yapılır. Sökülen malzemeler ve taşlar götürülüp boş alanlara dökülür; bu sahipsiz kamu malları, bağ evi yapanlar için bulunmaz bir hazinedir.

Geçenlerde sokakta yürürken yeni yapılan bir kaldırıma denk geldim. Kullanılan taşlar pırıl pırıl; belli ki az para harcanmamış. Ama şöyle bir bakıyorsunuz: Taşlar yamuk yumuk dizilmiş, harcı eksik tutulmuş, kenarları daha şimdiden oynamaya başlamış. Malzeme ne kadar kaliteli olursa olsun; üç ay önce işe amele olarak başlayıp şimdi ekip kurarak taşeronluk yapan, işten anlama seviyesi sıfır ellerde daha ilk aydan heba edilmiş.

Sadece kaldırımlarda mı? Belediyelerden resmî kurumlara kadar nereye baksanız benzer bir manzara var. Büyük törenlerle açılan projelerin bir yıl sonra döküldüğünü görüyoruz. En iyi asfalt dökülüyor ama altyapısı düzgün yapılmadığı için ilk yağmurda göle dönüyor.

Mesele sadece malzeme de değil; işin arka planındaki ihale ve taşeron düzeni tam bir fiyasko. Mevzuata bakıyorsunuz, her şey kâğıt üzerinde mükemmel. Devlet ihaleyi açıyor; işi en iyi yapacak, tecrübesini ispatlamış, dosyası ve belgeleri eksiksiz firmaya veriyor. Buraya kadar sorun yok. Ama o firma ihaleyi kapar kapmaz ne yapıyor? İşi alıp sahaya inmek yerine, piyasadaki en acemi, en ucuz ve en yetersiz taşerona devrediyor. Yani kâğıt üstünde "uzman" gördüğümüz işi, sahada işten hiç anlamayan yetersiz ustalar yapıyor. Milyonluk bütçeler de "göz boyasın yeter" kolaycılığıyla birkaç ayda çöp olup gidiyor.

Peki, biz neden bir işi "hakkıyla" yapmayı bir türlü beceremiyoruz? Neden malzemeden, zamandan ve emekten tasarruf edeceğiz derken asıl kaynağı, yani millî serveti heba ediyoruz?

Bu durum sadece bir "tembellik" meselesi değil. Bizde eskiden beri gelen bir "günü kurtarma" hastalığı var. Bürokraside ve kamuda iş yapma anlayışımız çoğu zaman "geleceğe kalıcı bir şey bırakmak" üzerine kurulmuyor. Onun yerine "Şimdi idare etsin, müdür veya seçmen görsün, gerisine sonra bakarız," mantığı işliyor. İşin özüne ve sağlamlığına değil, dışarıdan nasıl göründüğüne bakıyoruz. Açılış töreni görkemli olsun, fotoğrafta güzel çıksın; ertesi gün yerinden çıksın, dökülsün, gerisi mühim değil!

Bir diğer sebep de liyakat eksikliği, denetimsizlik ve sorumluluk almaktan kaçınmaktır. Bir işi hakkını vererek yapmak zaman ister, sabır ister, liyakat ister. Ama sistem işini iyi yapanı değil de aradaki komisyonu alıp işi taşerona devredeni, "Tamam, bitirdim," diyeni koruyunca kimse elini taşın altına koymuyor. Yetkin firma aradan çekiliyor, acemi taşeron malzemeyi savsaklıyor, mühendis denetlemeyi geçiştiriyor, amir de "İdare edin," diyerek imzayı atıyor. Sonuç? Kâğıt üzerinde bitmiş ama gerçekte çökmüş işler...

Bize şaşaalı açılışlar değil; sahada bilfiil ter döken, malzemenin ve zamanın hakkını vererek yapılmış sağlam işler lazım. Çünkü günü kurtarmak için geçiştirilen her iş ilk rüzgârda yıkılır; ama hakkıyla yapılan iş, yapanın arkasında bıraktığı en büyük saygınlıktır. Yıllarca anlatılır, yâd edilir…

ÇÖPTEN EMEKLER

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.