İnsan, toplum içinde var olabilmek için kendisinin her halini göstermez. Nerede nasıl davranacağını bilir, hangi duygusunu göstereceğini seçer, hangi tarafını geri planda tutacağını öğrenir. Çocukluktan itibaren bunun eğitimini alırız. Beğenilmek, kabul edilmek, dışlanmamak ve ait olmak için kendimizin bazı parçalarını öne çıkarırken bazılarını sessizliğe bırakırız.
Carl Gustav Jung’un “persona” kavramı, insanın toplum karşısında taşıdığı bu sosyal yüzü anlatır. Persona, hayatın içinde bize çeşitli roller kazandırır. Çalışan, anne, baba, eş, yönetici, arkadaş, evlat… Her rol, bizden farklı bir tutum bekler.
Bu yüzlerin varlığı sorun ddeğildir Asıl mesele, zamanla taktığımız yüzün kendimiz olduğuna inanmaya başlamamızdır. Çünkü toplum bize yalnızca nasıl davranacağımızı öğretmez, hangi özelliklerimizin kabul edilebilir olduğunu da öğretir: Uslu çocuk makbuldür. Sakin insan olgundur. Başarılı insan değerlidir. Güçlü insan takdir edilir. Fedakâr insan sevilir. Öfkeli olmak ayıptır. Kıskanmak kötüdür. Zayıflık göstermek hoş karşılanmaz....
Böylece insan, kendisinin bazı taraflarını daha çok sahiplenirken bazılarını yavaş yavaş hayatının dışına iter. İşte bu aşamada Jung’un “gölge” kavramı devreye girer.
Gölge, yalnızca kötü ya da karanlık özelliklerimiz değildir. Bize öğretilen “olmamız gereken kişi” ile uyuşmadığı için bastırdığımız, kabul etmekte zorlandığımız parçalarımızdır. Bazen öfkemizdir. Bazen kıskançlığımız. Bazen kontrol etme isteğimiz. Ama bazen de yıllarca göstermeye cesaret edemediğimiz bir özgürlük arzusu, hayır deme gücü, yaratıcılık, hırs ya da kendi hayatımızı seçme isteğidir. Yani gölge, yalnızca sakladığımız kötü yanlarımızdan değil, kendimize bile izin vermediğimiz iyi yanlarımızdan da oluşabilir. Belki de bu nedenle insanın kendisiyle yüzleşmesi, yalnızca iyi ve kabul edebilir biri olduğunu kanıtlamaya çalışmasından çok daha değerlidir. Çünkü insan, kendisini yalnızca sevdiği özelliklerinden ibaret sandığında eksik tanır.
Kendimize yakıştırmadığımız bir duyguyu hissettiğimizde onu hemen reddederiz: “Ben kıskanç biri değilim” deriz. “Ben asla öfkelenmem.” “Ben kimseye muhtaç olmam.” “Ben böyle bir şey istemem. Fakat kabul etmediğimiz her duygu ortadan kaybolmaz. Bazen davranışlarımızın arasından kendine başka bir yol bulur.
Bir ilişkide sürekli kırılmamızın altında söyleyemediğimiz öfke olabilir. Başkasının başarısına duyduğumuz rahatsızlık, yıllardır ertelediğimiz kendi arzularımızı gösterebilir. Herkesi memnun etmeye çalışmamız, reddedilme korkusunun bir sonucu olabilir. İnsan kendisinde görmek istemediği tarafları başkalarında daha kolay fark eder.
Belki de gölgeyle karşılaşmanın en çarpıcı yollarından biri budur Başkasında bizi fazlasıyla rahatsız eden şey, bazen kendi içimizde görmek istemediğimiz bir yere dokunur. Ancak burada önemli bir ayrım var. Gölgeyi fark etmek, her duygumuzu davranışa dönüştürmek anlamına gelmez.
Öfkeli olduğumuzu fark etmek, başkasını incitme hakkı vermez. Kıskançlığımızı kabul etmek, onun yönettiği bir hayat sürmemizi gerektirmez. Bencil hissettiğimiz bir an, kötü bir insan olduğumuz anlamına gelmez. Tam tersine, insan kendi içindeki bu parçaları tanıdıkça onları daha bilinçli yönetebilir. Asıl olgunluk da burada başlar.
Kendimizi yalnızca toplumun onayladığı yanlarımızla tanımlamaktan vazgeçtiğimizde ve persona ile gölge arasındaki mesafeyi fark ettiğimizde. Çünkü dışarıya gösterdiğimiz kişi ile içeride yaşadığımız kişi arasındaki mesafe büyüdükçe, insanın kendisiyle kurduğu ilişki de zorlaşır. Bir tarafta herkesin tanıdığı kişi vardır. Diğer tarafta ise yalnız kaldığında ortaya çıkan, bazen öfkelenen, bazen yorulan, bazen hiçbir şey yapmak istemeyen, bazen de yıllardır ertelediği bir hayatın özlemini taşıyan başka bir taraf.
Belki de insanın hayatındaki en önemli yüzleşmelerden biri, aynaya baktığında yalnızca toplumun görmek istediği kişiyi değil, onun arkasında bekleyen diğer parçalarını da görebilmesidir.
Asıl mesele maskeyi tamamen çıkarmak değil, onu taktığımızı fark etme, altında kalan taraflarımızı yok saymadan, onlarla daha dürüst bir ilişki kurabilmektir. Çünkü insan, kendisini yalnızca başkalarının gördüğü haliyle tanımladığında eksik kalır. Bazen kendimize dönmek, uzun zamandır susturduğumuz taraflarımızı yeniden duymaktır.
Kendinize nazik davranmayı unutmayın!