AFFETMEK: GEÇMİŞİN YÜKÜNDEN ÖZGÜRLEŞMEK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hayatın bir döneminde hepimiz inciniriz. Bazen güvendiğimiz bir insanın sözüyle, bazen bir dostun ihanetiyle, bazen de en yakınımızdan beklemediğimiz bir davranışla… Kimi yaralar zamanla görünmez hâle gelir, kimi ise insanın içinde sessizce varlığını sürdürür. Yıllar geçer, hayat devam eder ancak bazı anılar hatırlandığında aynı kırgınlık, öfke ve hayal kırıklığı yeniden canlanabilir.

İşte bu noktada affetmek kavramıyla karşılaşırız. Peki, affetmek gerçekten ne demektir? Birini affetmek, yaşananları unutmak mıdır? Yapılan haksızlığı kabul etmek ya da bize zarar veren kişiye yeniden güvenmek anlamına mı gelir?

Psikolojik açıdan affedicilik, bu kavramların hiçbirine bütünüyle indirgenemez. Affetmek, yaşanan haksızlığı önemsizleştirmek veya sorumluluğu ortadan kaldırmak değildir. Daha çok, incinmenin ardından ortaya çıkan öfke ve kırgınlıkla kurduğumuz ilişkinin zaman içerisinde değişebilmesiyle ilgilidir. Affetmek, geçmişte yaşananları değiştirmek değil, geçmişin bugünkü hayatımız üzerindeki etkisini dönüştürebilmektir.

Psikolojide affedicilik, farklı kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşımlar, affetmenin yalnızca ahlaki bir tercih değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi ve ilişkilerimizi ilgilendiren çok boyutlu bir süreç olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Örneğin, bilişsel davranışçı yaklaşım, yaşadığımız olaylara yüklediğimiz anlamların ve olayları yorumlama biçimimizin duygularımız üzerindeki etkisine dikkat çeker. Bizi inciten bir davranışın ardından zihnimizde tekrar tekrar aynı sorular dolaşabilir: Bunu bana nasıl yaptı, nasıl fark edemedim, bunu hak edecek ne yaptım?

Bu düşünceler anlaşılabilir olmakla birlikte, sürekli tekrarlandığında kişinin yaşadığı acıyla bağının sürmesine katkıda bulunabilir. Bilişsel davranışçı yaklaşım açısından burada amaç, yaşanan haksızlığı inkâr etmek değil; olayla ilgili düşünceleri değerlendirmek, kişinin kendisini suçlamasına yol açan yorumları fark etmek ve daha işlevsel bir bakış geliştirmektir.

Çünkü bazen bizi yoran yalnızca geçmişte yaşanan olay değil, o olayı zihnimizde her gün yeniden yaşamamızdır.

Affetmek unutmak değildir.

İnsan kendisine yapılanı unutmayabilir. Hatta bazı deneyimler, kişinin güven anlayışını ve ilişkilerdeki sınırlarını yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Önemli olan, anının varlığını sürdürmesiyle o anının bugünkü yaşamımızı yönetmesi arasındaki farkı görebilmektir.

Bir insan geçmişte yaşadığı bir ihaneti hatırlayabilir ancak zamanla bu anıyı her yeni ilişkinin ölçütü hâline getirmemeyi öğrenebilir. Bir başkasının yaptığı haksızlığı kabul edebilir fakat bütün insanlara aynı gözle bakmak zorunda olmadığını fark edebilir. İyileşme, her şeyi unutmak değil, geçmişin bugünkü seçimlerimizi belirleme gücünü azaltabilmektir.

Peki, neden affetmek bu kadar zordur?

Çünkü öfke bazen kişinin kendisini korumasına yardımcı olan bir duygudur. Bir haksızlık karşısında öfkelenmek, sınırlarımızın ihlal edildiğini fark etmemizi sağlayabilir. Öfkemiz bize yaşadığımız olayın kabul edilemez olduğunu anlatabilir. Bu nedenle kişiden hemen affetmesi beklenmemeli, yaşadığı duyguları anlaması için kendisine zaman tanınmalıdır.

Bu noktada kabul ve kararlılık terapisi (ACT) yaklaşımının duygu ve düşüncelerle kurduğumuz ilişkiye yönelik bakışı bize önemli bir perspektif sunar. Bu yaklaşım, zorlayıcı duyguları hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onları fark etmeyi, varlıklarına alan açmayı ve buna rağmen kişinin kendi değerleri doğrultusunda hareket edebilmesini önemser.

Başka bir ifadeyle, öfkeli olmak zorunda kalmadan önce öfkemizi yok etmek zorunda değiliz. Kırgınlığımızı inkâr etmeden de hayatımızda yeni adımlar atabiliriz. Henüz affetmeye hazır olmadığımızı kabul etmek bile kendimizi anlamanın bir parçası olabilir.

İyileşme bazen şu cümlelerle başlar: “Evet, kırıldım. Bu yaşadığım şey beni etkiledi. Şimdi kendimi anlamaya ve neye ihtiyacım olduğunu görmeye çalışıyorum.” Çünkü duygularımızı tanımadan onlarla sağlıklı bir ilişki kurmamız kolay değildir.

Affedicilik söz konusu olduğunda üzerinde durulması gereken bir diğer konu da sınırlarımızdır. Özellikle aile ilişkilerinde, evliliklerde ve uzun süreli dostluklarda affetmek çoğu zaman yeniden bir araya gelmekle karıştırılır. Oysa affetmek, ilişkiyi sürdürmek, barışmak ya da yeniden güvenmek zorunda olmak anlamına gelmez.

Bir insanı affetmek mümkün olabilir ancak aynı davranışın tekrar etme ihtimali karşısında mesafeyi korumak da gerekebilir. Güven, yalnızca bir özürle değil, zaman içerisinde ortaya konan tutarlı davranışlarla yeniden oluşur. Bu nedenle kişinin kendisini koruması, sınırlar belirlemesi ve gerektiğinde ilişkiden uzaklaşması affedicilikle çelişmez. Özellikle şiddet, istismar veya devam eden zarar verici ilişkiler söz konusu olduğunda affetme baskısı oluşturmak doğru değildir. Öncelik kişinin güvenliği, psikolojik iyilik hâli ve ihtiyaç duyduğu desteğe ulaşmasıdır.

Bazen de affetmekte en çok zorlandığımız kişi başkası değil, kendimizdir. Geçmişte verdiğimiz kararları, güvendiğimiz insanları, sustuğumuz anları ya da zamanında alamadığımız kararları yıllarca kendimize karşı bir suçlama gerekçesi olarak kullanabiliriz. Oysa geçmişteki kararlarımızı değerlendirirken bugün sahip olduğumuz bilgi ve deneyimleri ölçüt almak her zaman adil değildir. O günkü koşullarımızı, duygusal durumumuzu ve sahip olduğumuz imkânları da hesaba katmamız gerekir Kendini affetmek, sorumluluktan kaçmak değil hatayı kabul ederek öğrenmeye ve değişmeye kendine izin vermektir. Bu konuda öz şefkat yaklaşımı da önemli bir yere sahiptir. Psikolog Kristin Neff’in çalışmaları, kişinin zorlandığı zamanlarda kendisine anlayışla yaklaşmasının, ortak insanlık deneyimini hatırlamasının ve acı veren duygularına farkındalıkla yaklaşmasının önemini vurgular. Öz şefkat, yaptığımız hataları görmezden gelmek değil, kendimizi yalnızca hatalarımızdan ibaret görmemeyi öğrenmektir.

Peki, affetmek bir anda gerçekleşmek zorunda mıdır? Elbette hayır. Bazı kırgınlıklar bir konuşmayla ortadan kalkmaz. Bazı kayıpların ve hayal kırıklıklarının anlaşılması, kabullenilmesi ve geride bırakılması zaman alabilir. Bazen insan affetmek ister ama henüz hazır olmadığını fark eder. Bu durum bir başarısızlık olarak değerlendirilmemelidir. Affedicilik, herkes için aynı şekilde ilerleyen, belirli bir zamanda tamamlanması gereken bir süreç değildir. Kişinin yaşadığı deneyimi anlaması, duygularını tanıması, ihtiyaçlarını fark etmesi ve gelecekte nasıl bir yaşam sürmek istediğine karar vermesi bu sürecin parçaları olabilir.

Bu noktada kendimize şu soruları sorabiliriz: Yaşadığım olay bugün hayatımı nasıl etkiliyor? Bu kırgınlık nedeniyle hangi ilişkilerimde zorlanıyorum? Kendimi korumak için hangi sınırlara ihtiyacım var? Geçmişi değiştiremeyeceğimi kabul ederken bugün kendim için ne yapabilirim?

Bu soruların cevapları herkeste aynı olmayacaktır. Ancak kişinin dikkatini yalnızca geçmişte yaşananlara değil, bugün sahip olduğu seçeneklere de yöneltmesine yardımcı olabilir.

Hayatımız boyunca herkesin bizi anlamasını, bize hak ettiğimiz gibi davranmasını ya da geçmişte yaptıklarını telafi etmesini sağlayamayabiliriz. Bazı sorular cevapsız kalabilir. Bazı özürler hiç gelmeyebilir. Bazı ilişkiler eski hâline dönmeyebilir. Buna rağmen insan kendi yaşamı için yeni bir yol belirleyebilir.

Affetmek bazen tam tersine, yaşananların ne kadar önemli olduğunu kabul edip artık bütün hayatımızı o acının çevresinde kurmamaya karar vermektir. Belki de affediciliğin en önemli anlamlarından biri budur: Geçmişi inkâr etmeden geleceğe yer açmak. 

Belki bir gün geçmişte bizi inciten bir olayı hatırladığımızda, o günkü kadar öfkeli olmadığımızı fark edeceğiz. Belki kendimizi suçlamayı bırakacağız. Belki de affetmenin bizim için ne anlama geldiğini yeniden tanımlayacağız. Ve o gün kendimize şunu söyleyebileceğiz: “Yaşadıklarım önemliydi. Beni incitti ve bende iz bıraktı. Ancak artık hayatımın geri kalanını yalnızca bu acının etrafında kurmak istemiyorum.” Çünkü bazen özgürleşmek, geçmişi unutmakla değil, geçmişle kurduğumuz ilişkiyi değiştirmekle başlar.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın!

AFFETMEK: GEÇMİŞİN YÜKÜNDEN ÖZGÜRLEŞMEK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.