İnsan, kendi yolunu bulmak için bazen bir ömür harcar. Oysa küçücük bir su akıntısı, yolunu nasıl bulacağını sessizce anlatır ona. Su, önüne çıkan taşla kavga etmez, tümseğin başında çaresizce beklemez. Bazen kıvrılır, bazen yön değiştirir ama akmaktan vazgeçmez. Belki de insanın öğrenmesi gereken en büyük hakikat, doğanın bu sessiz bilgeliğinde saklıdır.
İnsan da su gibi, kendi özünden gelen yolu bulmalı. Başkalarına benzemeye, başkalarının doğrularıyla yaşamaya çalışmak yerine kendi derinliklerini dinlemeli. Çünkü insanın gerçek gücü, başkasına dönüşmesinde değil, kendi hakikatini keşfetmesindedir.
Bir şey gerçekleştirecekse insan, mutlaka kendinden, kendi içinden hareket etmeli. Zorlama yöntemlerle, özentili tutumlarla başkası olmaya çalışmamalı. Derin bir ilgi duyduğu alana yönelmeli, yeteneklerinin gösterdiği yola güvenmeli ve içindeki akışa kendini bırakabilmeli.
İnsan bazen hayatın sırlarını doğadan öğrenir. Suyun taşları aşarak kendine yol buluşunda, kuru toprağın suyla ilk buluşmasında hayatın hakikatini görür. Suyun bu müthiş aklını kendi aklımız sanmak ne muhteşem bir duygu! Suyun akışını izleyerek kendi yolunu anlamak, hissederek karar vermek ve gerektiğinde yön değiştirebilmek… Su olmak, yol olmak; bazen engeli aşmak, bazen de onun çevresinden dolaşmak…
Doğa, bakmasını bilene sırlarını açar. İnsan doğayla sırlarını paylaştığında kendine de yaklaşır.
Çocukken içimde bir korku vardı: Bir gün zihnimdeki, dünyalara sığmayan bilgileri unutmak… Zaman zaman zihnimi yoklar, bildiklerimi hâlâ hatırladığımı gördükçe rahatlar, çocuk olduğum için sevinirdim. Bir gün bütün bunların sırra dönüşeceğini, yeniden öğrenmek için bir ömür okuyup yazacağımı düşünürdüm. Bugün bile bildiklerimin binde birine ulaşamayacağımı düşünmek ne tuhaf!
Ama asıl korkutucu olan, bildiklerini unutmak değil, yanlışı ve yalanı hakikat sanmaktı. İnsan bazen öğrendiğinden emin olduğu şeylerle hakikatten uzaklaşabilir. İşte bu yüzden bilgiyi yalnızca okumakla yetinmemeli; hayatın içinde deneyimlemeli, gözlemlemeli ve sorgulamalıyız. Öğrendiklerimizi suyun ve toprağın bilgisiyle, hayatın gerçekliğiyle sınamalıyız.
Kendi çocukluğunu anlamış, kendini tanımış ve öğrendiklerini kendine yol edinmiş insanı yoldan çıkarmak kolay değildir. Çünkü nereye ve neden yürüdüğünü bilir. Karşısına bir kaya, bir engel ya da gereksiz yükler çıksa da yönünü kaybetmez; bazen üzerinden geçer, bazen yanından dolaşır ama yoluna devam eder.
Her çocuk, kendi ayakları üzerinde durmayı, sorunlarla baş etmeyi ve gerektiğinde kendi yolunu açmayı öğrenmelidir. Çocuğun kendine güvenen adımları, hayatın karşısına çıkaracağı engelleri aşabilmesinin temelidir.
Oysa bugün çocukların kendi içlerinde bir sığınak oluşturmak yerine başkalarının gölgesinde kalmaları, gereksiz korkularla büyümeleri ve faydasız bilgi yığınları arasında kaybolmaları düşündürücü. Çocuklara yalnızca bilgi yüklemek değil, düşünmeyi, sorgulamayı ve kendi akıllarına güvenmeyi öğretmek zorundayız.
Çünkü mesele, insanın önüne hiç engel çıkmaması değil, engeller karşısında kendi yönünü kaybetmemesidir.
Bugün cesaretini, özgüvenini ve kendini koruma becerisini geliştirebilmiş gençlerin azlığı ne yazık ki dikkat çekiyor. İçlerindeki suyun kendi yolunu bulmasına bile cesaret edemeyenler var. Hep bir arkadan itme, hep bir yönlendirme, hep bir başkasına benzeme çabası… Kendi yeteneğini keşfedemeyen, kendi gücüne güvenemeyen bir neslin bu döngü içinde kaybolmasına seyirci kalmamalıyız.
Belki de hayat, insanın kendi hakikatini bulma yolculuğudur. Başkalarına benzemeden, kendi içindeki sesi susturmadan, her öğrendiğini sorgulayarak ve doğanın bilgeliğini göz ardı etmeden yürümek…
Unutmayalım ki su, yolunu başkasına benzemeye çalışarak değil, kendi akışını izleyerek bulur. İnsan da öyle…
Cesareti kötü yollara sapmak için değil, kendi erdemine ulaşmak için kullanmalı.
Vesselam…