ÇOCUKLAR VE SINIRLAR

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Çocuk yetiştirmek, yalnızca sevgi vermek ve ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Aynı zamanda çocuğa hayatın sınırlarını, başkalarının haklarını, sorumluluklarını ve kendi davranışlarının sonuçlarını öğretme sürecidir. Bu süreçte ebeveynlerin en çok zorlandığı konulardan biri de çocuklarına nasıl sınır koyacaklarıdır. Bir yanda çocuğunun üzülmesini istemeyen, onunla iyi bir ilişki kurmayı amaçlayan anne babalar, diğer yanda kuralsızlığın getirdiği çatışmalar ve davranış sorunları… Peki, çocukla sağlıklı sınırlar nasıl geliştirilir?

Öncelikle sınır koymak ile baskı kurmak arasındaki farkı anlamak gerekir. Sınır, çocuğun davranışlarına rehberlik eden, yaşına ve gelişim düzeyine uygun, tutarlı bir çerçevedir. Baskı ise çoğu zaman korku, tehdit, utandırma ve cezalandırma yoluyla çocuğun davranışlarını kontrol etmeye çalışır. Sağlıklı sınırlar çocuğa şu mesajı verir: “Sen değerlisin, duyguların önemli ancak her davranış kabul edilebilir değildir.” Böylece çocuk hem kabul gördüğünü hisseder hem de davranışlarının sorumluluğunu öğrenir.

Gelişim psikolojisinin önemli isimlerinden Diana Baumrind’in ebeveynlik tutumları üzerine yaptığı çalışmalar, sevgi ve anlayışla birlikte makul kuralların ve tutarlı rehberliğin önemini ortaya koymaktadır. Çocuğun her isteğini sorgulamadan kabul etmek de her davranışını katı bir otoriteyle kontrol etmek de sağlıklı gelişim için yeterli değildir. Çocuğun duygu ve düşüncelerine değer veren, ancak gerektiğinde sınır koyabilen bir ebeveyn tutumu, çocuğun hem bağımsızlık kazanmasına hem de sorumluluk geliştirmesine yardımcı olur.

Çocuğun her istediğini yapmak, her zaman onun iyiliğini istemek anlamına gelmez. Çocuklar beklemeyi, hayal kırıklığıyla baş etmeyi ve istekleri ile ihtiyaçları arasındaki farkı zaman içinde öğrenirler. Bir oyuncağı alamadığı için ağlayan çocuğa hemen istediğini almak, o anki huzursuzluğu sona erdirebilir. Ancak çocuk, her ağladığında istediğinin yerine getirileceğini de öğrenebilir. Burada önemli olan, çocuğun ağlamasını engellemek değil, hayal kırıklığını yaşarken ona eşlik edebilmektir. “Bu oyuncağı çok istediğini biliyorum. Şu anda alamayacağız. Üzülmene izin var, ben yanındayım” demek hem sınırı korur hem de duygusal bağı güçlendirir.

Psikiyatrist John Bowlby’nin bağlanma kuramı, çocuğun bakım veren kişiyle kurduğu güvenli ilişkinin duygusal gelişimindeki önemini vurgular. Güvenli bağlanma, çocuğun her isteğinin karşılanması demek değildir. İhtiyaç duyduğunda ulaşabileceği, duygularının küçümsenmediği ve kendisini güvende hissedebildiği bir ilişkiye sahip olması demektir. Ebeveynin gerektiğinde hayır diyebilmesi, bu ilişkiyi zedelemek zorunda değildir. Aksine, şefkatli ve tutarlı biçimde konulan sınırlar çocuğun dünyayı daha öngörülebilir algılamasına yardımcı olabilir.

Peki, sınır koyarken nelere dikkat edilmelidir?

İlk olarak, kurallar açık ve yaşa uygun olmalıdır. Küçük bir çocuktan uzun açıklamaları anlamasını ya da dürtülerini yetişkinler gibi kontrol etmesini beklemek gerçekçi değildir. “Düzgün davran” gibi belirsiz ifadeler yerine “Oyuncakları fırlatmıyoruz, çünkü birine zarar verebilir” demek daha anlaşılırdır. İkinci olarak, ebeveynler koydukları kurallarda tutarlı olmaya çalışmalıdır. Bir gün kesinlikle yasaklanan bir davranışın ertesi gün hiçbir açıklama yapılmadan kabul edilmesi, çocuğun sınırları anlamasını zorlaştırabilir. Elbette tutarlılık, koşullar ne olursa olsun aynı tepkiyi vermek anlamına gelmez. Önemli olan, kuralların neden değiştiğini çocuğa açıklayabilmektir.

Üçüncü olarak, çocuğun duyguları ile davranışları birbirinden ayrılmalıdır. Öfkelenmek, kıskanmak, üzülmek veya hayal kırıklığı yaşamak doğaldır. Ancak öfkelendiğinde vurmak, kızdığında hakaret etmek ya da istediğini elde etmek için başkasına zarar vermek kabul edilebilir değildir. Çocuklarla iletişim konusunda önemli çalışmaları bulunan Haim Ginott’un yaklaşımı da duyguları anlamanın ve kabul etmenin önemine dikkat çeker. Bu nedenle “Kardeşine kızabilirsin ama ona vuramazsın” cümlesi, “Sen çok kötü bir çocuksun!” ifadesinden çok daha yapıcıdır. Çünkü ilki davranışı sınırlar, ikincisi ise çocuğun benlik algısını incitir. 

Sağlıklı sınırlar yalnızca çocukların sorumluluklarını değil, haklarını da öğretir. Çocuğun bedensel sınırlarına saygı göstermek, istemediği bir fiziksel teması zorlamamak, mahremiyetini yaşına uygun biçimde korumak ve kendisini rahatsız eden durumları ifade edebilmesine alan açmak son derece önemlidir. Çocuğa sınır koymayı öğretirken onun sınırlarına saygı göstermemek, çelişkili bir mesaj verir. Çocuk, kendi haklarının da başkalarının hakları kadar değerli olduğunu öncelikle aile içinde deneyimleyerek öğrenir.

Elbette sınır koymak her zaman kolay değildir. Çocuk ağlayabilir, itiraz edebilir, öfkelenebilir, ebeveyn de yorulabilir ve sabrını kaybedebilir. Böyle anlarda mükemmel ebeveyn olmaya çalışmaktan çok, ilişkinin onarılabilir olduğunu hatırlamak gerekir. Sesimizi yükselttiğimizde özür dilemek, yanlış bir tepki verdiğimizde bunu kabul etmek ebeveyn otoritesini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, hata karşısında sorumluluk almanın nasıl bir şey olduğunu çocuğa gösterir.

Unutulmamalıdır ki çocuklar sınırları yalnızca söylenen sözlerden değil, yetişkinlerin davranışlarından da öğrenirler. Birbirine saygı duyan, öfkesini düzenlemeye çalışan, gerektiğinde özür dileyen ve kuralları açıklayan ebeveynler, çocuklarına güçlü bir model sunarlar. Sağlıklı sınırlar, korkuyla itaat eden çocuklar yetiştirmek için değil kendi davranışlarını düzenleyebilen, başkalarının haklarını gözeten ve gerektiğinde kendi sınırlarını da koruyabilen bireyler yetiştirmek için vardır.

Çocuğa sınır koymak, onun özgürlüğünü kısıtlamak değil özgürlüğünü sorumlulukla birlikte kullanmayı öğretmektir. Çünkü çocuk, yalnızca isteklerinin karşılandığı bir ortamda değil, duygularının anlaşıldığı ve davranışlarının sınırlarının belirlendiği bir ilişkide gelişir. Ebeveynliğin asıl gücü, çocuğu her türlü hayal kırıklığından korumakta değil, hayal kırıklıklarıyla baş edebilecek duygusal donanımı kazanmasına eşlik etmektedir. 

Çocuklukta deneyimlenen sağlıklı sınırlar, yetişkinlikte öz denetimin, güvenli ilişkilerin ve başkalarının haklarına saygının temelini oluşturur. Bu nedenle sınır koymak, yalnızca bugünün davranışlarını düzenlemek değil, çocuğun gelecekte kendi yaşamını sağlıklı biçimde yönetebilmesine rehberlik etmektir.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın! 

ÇOCUKLAR VE SINIRLAR

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.