“CİVE PAKİSTAN, CİVE TÜRKİYE”  

Seksenler'de sık sık gündeme gelen bir slogan vardı. Cive Pakistan” Yani yaşasın Pakistan. Resmi ziyaretlerde filan aynı slogan ‘Cive Pakistan, Cive Türkiye’ diye seslendirilirdi.  

Her ne kadar Türkiye ve Pakistan ilişkileri o dönemlerde, İslam Devrimi öncesi Türkiye - İran ilişkilerine benziyor olsa bile (batı yönlendirmesi içermesi), bölgemizdeki büyük işgaller halen yaşanmadığından ve daha başka sebeplerden dolayı batı yönlendirmesine dayalı olması (Türkiye-Pakistan birlikteliğinin İran’ a karşı bir denge unsuru olması) tepki çekmiyordu. Çünkü halkların geçmiş yüz yıla ve daha öncesine dayalı tarihi bağları ve Osmanlı’ nın düşmemesi için Pakistan halkının yaptığı yardımlar ve fedakarlıklar, uluslararası platformlarda Kıbrıs davasının savunulması vb meselelerde bir yakınlık vardı. Benzer bir yakınlık Türkiye Libya ilişkilerinde de mevcuttu. Nato’ nun Libya’ yı yıkım sürecinde, onların Kıbrıs Barış Harekatı’ nda yaptıklarını unutmayarak; onların yanında olmamız gerekirken; karşılarında olmamıza rağmen bu halkların bu yakınlığı devam etti, ediyor. Hatta Suriye halkının bile, ülkeleri birleştirmeyi ve bize ‘Abi ne diyorsanız o’ demelerine rağmen bizim ısrarla hayır; ‘Obama ne diyorsa o’ karşılığını vermemiz ve ülkelerini yıkanlarla birlikte olmamıza rağmen halklar birbirlerinin yabancısı olmadıklarını biliyor.  

***  

Neyse işte o Pakistan’ da bir ABD darbesi oldu ve ithal bir başbakan atandı. Olayı biliyoruz. Artık sloganımız Cive Pakistan değil ne yazık ki. Cive ABD, Cive NATO, Cive İsrail. Ne yazık ki böyle. Tabii ki bu operasyon Çin'e Hindistan'a, İran'a ve aynı zamanda Rusya' ya da karşı. Ukrayna süreciyle birlikte devam eden yeni saflaşmalara bir müdahale niteliği de taşımaktadır. Yine Kuşak Yol projesi başta olmak üzere Çin'e karşı nerdeyse direkt bir müdahale sayılabilir. Çin'in Pakistan'da yaptığı askeri, ekonomik, iletişim ve diğer alanlardaki yatırımlarının ve işbirliğinin büyüklüğü buradaki yazıya sığmayacak boyutlarda. Aslında eş zamanlı olarak Yeni Şafak gazetesi nezdinde yaşananlar hem Pakistan’ da yaşanan hem de bizde ki Nato’cuların tepkilerine dair sürecin resmini de veriyordu. Yeni Şafak gazetesi, ABD'nin devirmek istediği Pakistan Başbakan'ı İmran Han'ı hedef almış ve İmran Han'ı "kaos" çıkarmakla suçlamıştı. Ancak aynı gazetenin başyazarı/yayın yönetmeni İbrahim Karagül farklı düşünüyordu ve yazısı gazete yer almadı, o da gazeteden ayrıldığını açıkladı. Karagül, o yazıyı kendi sitesi TRHaber’ de yayınladı. Bu yazıda Karagül şöyle diyordu: “Pakistan Başbakanı İmran Han; bir siyasi darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı.”   

Aynı yazıda, herkesin bildiği süreç de anlatılıyordu: 

“İmran Han’ın açıklamaları dehşet verici: 

“ABD bana tehdit mektubu gönderdi. Hayatımın tehlikede olduğuna dair istihbarat bilgileri alıyorum. Pes etmeyeceğim, savaşacağım. 

“Ne kimsenin önünde eğileceğim, ne de milletimin kimseye boyun eğmesini sağlayacağım. Pakistan’da bir Amerikan üssüne veya Pakistan'dan topraklarından Afganistan'a yönelik bir eyleme izin vermemiz mümkün değil. Kesinlikle hayır!” 

Pakistan’ın, ABD’den uzaklaşıp kendi yoluna gitmesi, Çin ile yakın ilişkiler kurması, Rusya’ya ambargo uygulamaması, kısaca ABD’nin doğrudan talimatlarını reddetmesi, böyle bir krizi besledi.” 

*** 

Ukrayna ve sonrasında yaşanan süreç olmasa da ABD’ nin Afganistan’ dan kovulması süreci sonrası Pakistan’ın kendi ve bölgenin yaralarını sarıcı ve gerçek aidiyetlerini esas alan bir yola yönelmesine yine izin verilmeyecek, Suudi ve körfez etkisiyle Pakistan zaptu rapt altında tutulmak istenecekti. Çünkü hem İmran Han’ ın yeni bir model olması hem de ABD’ nin Afganistan’ dan kaçışı yeni bir konjonktür oluşturmuştu. 

İmran Han bu süreci iyi okuyan ve değerlendirmek isteyen bir profil çizmişti. Türkiye’ ye yaptıkları gibi ekonomik olarak sıkıştırılmaya ve teslim alınmaya çalışıldı. Türkiye, şimdilik çatışmıyor ve işbirliğine yöneliyor ama iktidar yine de tamamen güvende değil ama İmran Han karşı çıka çıka söküldü ve hala pes etmiş değil. Teorisini savunmaya ve Pakistan halkının zihnine orurtmaya çalışıyor, meydanlara toplanan milyonların/Pakistan halkının huzurunda seçim talebinde bulunuyor.

Şeref ve bağımsızlık. 

Evet, İmran Han ABD dış politikasına geçit vermedi, Rusya ve Çin’ le yakınlaştı, sömürgeciliğe uluslararası platformlarda karşı çıktı, Keşmir konusunda doğru bir noktada durmaya çabaladı, Malezya Başbakanı Mahathir Mohamad tarafından davet edildiği 2019 Kuala Lumpur zirvesine, Suudi’ nin baskısıyla (Pakistanlı işçilerin sınır dışı edilmesi ve daha birçok ekonomik tehdit) son anda katılmasa bile Suudi odaklı körfez politikalarına karşı tavırlı olması ve bu yönde bir seçenek olma potansiyeli barındıran zirveyi desteklemesi ve her şeyden önemlisi Filistin davasını her platformda yüksek sesle desteklemesi. Zaten bu son madde bile batı için yeterli bir darbe nedeni. İşte tüm bunlar İmran Han’ı değerli ve farklı kılan hususlardı.   Bu bağlamda yazının uzamasını da göze alarak, Ortadoğu’ nun saygın analistlerinden Abdel Bari Atwan’ ın şu kısa değerlendirmesine dikkat çekmek istiyorum. Zira İmran Han’ a yapılan bu operasyonun nedenlerini güzel özetlemiş:

“Han'ın, ABD'nin ve göreve başladığından beri kendisini bir kez bile aramamış olan Başkan Biden'ın gözündeki günahları çok: yolsuzlukla mücadele; ABD'nin Afganistan işgaline karşı Taliban direnişini desteklemek; Çin ile ilişkilerin güçlendirilmesi; Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini kınamayı reddetmek; İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için yapılan muazzam baskılara direnmek; İran ve müttefikleriyle ilişkileri geliştirmek; Suudi-BAE koalisyonu bayrağı altında Yemen'e asker göndermeyi reddetmek ve Filistin davasını sesli olarak desteklemek.” 

İbrahim Karagül' ün ise sosyal medyadaki şu paylaşımı önemliydi: "‘ ABD; Sovyetlere karşı Afganistan’ı kullandı. Çin’e karşı Pakistan’ı cepheye sürüyor.  İman Han’ı bu yüzden devirdiler.  ABD'nin tehdit mektubunda; "Dilenciler karar veremez" deniyor. Çok aşağılayıcı. Ama; Pakistan’da bugün kazanan yarın mutlak kaybedecek. Uzun sürmez.’

*** 

Peki, bu darbe niye olmuştu, kime karşı olmuştu ve bundan sonra ne olabilir? 

Genel anlamda Türkiye’ deki darbeler de dahil darbeler, ABD tarafından, İsrail ve ABD lehine gerçekleştirilir. Bu da öyle. Devrilen İmran Han, Pakistan halkının ve hükümetinin artık ABD’ ye kulluk etmek istemediğini, itaat etmeyeceğini, 220 milyonluk bu halkın bağımsızlaşması gerektiğini ilan etmiş ve bu yönde politikalar uygulamaya başlamıştı. Bu da iyi bir işti ve her iyi iş ABD’ nin ve İsarail’ in aleyhineydi. Darbenin temel nedeni buydu.  Diğeri ya da bu nedenle de ilişkili olan ve şimdilik konjonktürel görünen ama stratejik özellikler taşıyan nedeni ise Ukrayna ile başlayan süreçle daha da önem kazanan Hindistan’ ı Pakistan’ la dengeleme politikasının riske girmiş olmasıydı. Zira Hindistan da Ukrayna sürecinde ABD’ nin yanında yer almamış, yaptırımlara uymamıştı. Böylesi bir dizilişte hem Pakistan hem Hindistan’ ın kendilerini aynı safta bulmaları da ABD’ nin işine gelmiyordu ve büyük kayıptı.   Pakistan ve Hindistan arasındaki problemlerin çözülebilir olduğunun anlaşılması ve  ABD, Britanya ‘ nın inisiyatifinden çıkması; Britanya’ nın kadim bölücü/parçalayıcı ve sürdürülebilir sorunlarla inisiyatifinde tutma politikalarının önemlilerinden olan Hindistan’ ın parçalanma sürecini tersine çevirebilir –tabii ki uzun vadede- ve bu da bir domino etkisi oluşturabilirdi. Yakın vadede bu olmasa bile yakınlaşma ve yeni çok kutuplulukta Hindistan ve Pakistan’ ın Batı’ nın yanında olmaması dahi yine de büyük bir kayıptı.   O yüzden Pakistan’ ın ithal hükümetinin korsanca kullanımlara maruz kalma tehlikesi mevcut. ABD Şimdilik Hindistan’a karşı Pakistan’ ı yanında/yedeğinde mi tutacak yoksa Keşmir üzerinden Hindistan’ la daha sıcak bir sürece mi sürecek? Esas önemli olan bu sorular. Diğer bir husus ise Türkiye’nin Pakistan’la geleneksel ilişkileri görünümünde Türkiye-İsrail ya da Türkiye-İsrail-Ukrayna kulübüne Pakistan’ ı da dahil etme gibi bir girişimin olup olmayacağı. Zira bu da yağmurdan kaçan Pakistan’ın  da üzerine bu defa lağım yağması demek olacak.   Elbette Türkiye ve Pakistan’ ın yakınlaşması, birlik olması tüm coğrafyamızın tüm onurlularının arzu ettiği bir sonuç ancak ABD ve İsrail politikalarına/çıkarlarına uygun şekilde değil; İsrail ve ABD’ ye karşı ve İslam ümmetinin yanında olarak. Bu temenni ile söylemeyi çok isteriz bu sloganı: 

“Cive Pakistan, Cive Türkiye” 

Selam ve dua ile. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.