İnsan Hakları Derneği (İHD) Şanlıurfa Şubesi, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplar Haftası dolayısıyla paylaştığı yazılı açıklamada, gözaltında kaybedilen kişilerin unutulmadığını vurgulayarak hakikat ve adalet çağrısında bulundu.
İHD tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de zorla kaybettirme uygulamalarının geçmişten bugüne ülkenin yüzleşmesi gereken ağır insan hakları ihlallerinden biri olduğu belirtildi.
“AYRICA İNSANLIĞA KARŞI SUÇ NİTELİĞİ TAŞIMAKTADIR”
1990’lı yıllarda, birçok kişinin evlerinden, işyerlerinden ve sokak ortasında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasında andığımız Kayıplar Haftası’nda; gözaltında kaybedilenlerin akıbetine ışık tutmak, bu ağır insan hakkı ihlalinin üzerinin örtülmesine karşı durmak ve cezasızlıkla mücadele etmek amacıyla bir dizi çalışma düzenliyor, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi derin bir özlemle anıyor; hakikat, adalet ve yüzleşme talebimizi bir kez daha yineliyoruz.
1915 Ermeni soykırımı ile başlayan zorla kaybettirme uygulamaları, Türkiye’nin yüzleşmesi gereken bir gerçekliktir. 1990’lı yıllarda sistematik hale gelen gözaltında kaybetmeler; yalnızca bireylere değil, toplumun tamamına yönelmiş ağır bir devlet şiddeti biçimi olarak hafızalara kazındı. İnsanlar evlerinden, işyerlerinden, köylerinden, sokak ortasında gözaltına alındı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Geride bırakılan aileler ise yıllardır belirsizlik, yas ve adalet arayışı arasında yaşamaya mahkûm edildi.
Aradan geçen bunca zamana rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı. Etkin soruşturmalar yürütülmedi, sorumlular korunarak cezasızlık politikaları sürdürüldü. Gözaltında kaybetme; uluslararası insan hakları hukuku ve ceza hukuku bakımından ağır bir ihlal, ayrıca insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır.”
“SÖZ KONUSU SÖZLEŞMEYİ İMZALAMAKTAN KAÇINMAKTADIR”
İnsan Hakları Derneği Şanlıurfa Şubesi tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’de yıllardır süren zorla kaybetme vakalarının ağır insan hakları ihlali olduğuna dikkat çekilerek, “Zorla kaybettirilmeler, "BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme" sinin 5. Maddesine göre yaygın ve sistematik işlenmesinden dolayı insanlığa karşı işlenen bir suç olarak sayılmaktadır ve bu mahiyetteki bir fiil yürürlükteki uluslararası hukukun yaptırımlarına tabidir. Uluslararası mevzuat ve Türkiye ceza hukukunda da insanlığa karşı işlenen suçlara zamanaşımının uygulanmayacağı açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca, Sözleşmeyi imzalayan devletler, kendi egemenliği altında bulunan topraklarda “zorla kaybettirme” fiilinin engellenmesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü altındadır. Ancak, Türkiye ısrarla hakikatle yüzleşmemekte ve söz konusu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınmaktadır. BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile etkili başvuru hakkını güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında verdiği çok sayıdaki karar da gözaltında kaybetmelerde etkili soruşturma yürütülmemesini ağır hak ihlali olarak tanımlamıştır. “İfadelerine yer verildi.
“GÖZALTINDA KAYBEDİLEN TÜM KİŞİLERİN AKIBETİ AÇIKLANSIN”
İHD, açıklamasının sonunda taleplerini sıralayarak şu çağrılarda bulundu:
“Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın. Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin. Kayıp dosyalarındaki cezasızlık uygulamalarına son verilsin. Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda yargı önüne çıkarılsın. Galatasaray Meydanı’ndaki yasaklar kaldırılsın ve Cumartesi İnsanları taleplerini özgürce dile getirebilsin. Türkiye, Birleşmiş Milletler sözleşmesini imzalayıp etkin biçimde uygulamaya koysun.”

0 Yorum