Gerçek liderlik, makamla değil; kriz anlarında sergilenen adalet, dil ve duruşla ölçülür. Bağırarak yönetmek kolaydır, zor olan güvenle yol alabilmektir.
Liderlik, makamla ya da yetkiyle başlamaz. İnsanların zorlandığı, hataların arttığı ve güvenin sarsıldığı anlarda ortaya çıkar. Tam da bu anlarda verilen kararlar, kullanılan dil ve sergilenen tavır; yöneticiyi liderden ayıran en temel ölçüdür.
Liderlik, her şey yolundayken yapılan etkileyici konuşmalar değildir. Asıl sınav, beklentilerin boşa çıktığı zamanlarda verilir.
İnsanların hata yaptığı, sorumluluktan kaçtığı ya da sessizliğe gömüldüğü anlarda sergilenen duruş, liderin gerçek kimliğini açığa çıkarır. Bir lider, insanlar itaat ettiğinde değil; hayal kırıklığı yaşattığında test edilir.
Bugün liderlik kavramının içi hızla boşalıyor. İş yerlerinde, okullarda, ailelerde ve toplumsal yapılarda; yetki sahibi pek çok kişinin öfkeyle aldığı kararların bedelini insanlar ödüyor. Düşünülmeden söylenen sözler, adaletsiz uygulamalar ve sert tutumlar; güveni zedeliyor, insanları savunmaya ya da sessizliğe itiyor.
Oysa bu tepkiler çoğu zaman bir başkaldırı değil; duyulmamanın ve değersiz hissettirilmenin sonucudur. Sertlik arttıkça bağlar kopuyor. İnsanlar ya susmayı ya da karşı koymayı seçiyor. Bu durum bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir yaraya dönüşüyor.
Günümüzde liderlik çoğu zaman sayılarla ölçülüyor: performans tabloları, hedefler, istatistikler… Oysa insan bir tablodan ibaret değildir. Karar vericinin karşısında duran yalnızca bir sonuç değil; o sonucun ardındaki emek, niyet ve insani kırılganlıklardır.
Gerçek lider, gücünü cezadan değil sorumluluktan alır. Hata yapanı dışlamak kolaydır; zor olan onu onarabilmektir. Kırılan bir insanı ayağa kaldırmak, kaybedilen bir rakamı telafi etmekten çok daha fazla cesaret ister. Merhamet burada bir zayıflık değil, bilinçli bir tercihtir.
Asıl mesele, öfkeli olunduğunda bile adil kalabilmektir. En büyük kayıplar, öfkeye yenilerek verilen kararlardan doğar. Liderlik; bağırmak değil sakin kalabilmek, hükmetmek değil anlayabilmektir.
Bir baba evin, bir anne ailenin; bir patron iş yerinin lideridir. Okullarda, derneklerde, kurumlarda sorumluluk üstlenen herkes, insana dair bir emaneti taşır. Sergilenen her tavır kişiyi ele verir: kırıcı olan kaybeder, yapıcı olan kazanır.
Ve unutulmamalıdır:
Bugün bağırarak yönetenler, yarın kimsenin peşinden gelmediğini görür.
Şanlıurfa’da sorumluluk taşıyan tüm yöneticiler için bu soruyu diri tutmak gerekiyor:
Yetki kullanmak mı, liderlik yapmak mı?
Fark yaratmak isteyen, makamıyla değil; adaleti, dili ve duruşuyla fark edilir.
Kendine ve çevrendekine merhamet et.