HAKİKAT

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hak dilde mi kalır, yoksa hayatla mı anlam bulur?

Günümüzde en çok dillendirilen kavramların başında “hak”, “adalet” ve “doğruluk” geliyor. Neredeyse herkes bu değerlerden yana olduğunu söylüyor. Peki gerçekten öyle mi? Yoksa hak, sadece dilimizde dolaşan bir kelimeden mi ibaret?

Hak ehli olmak, her şeyden önce hakkı bilmekle başlar. Ancak bilmek yetmez. Hakkı gözetebilmek, hak edebilmek ve hak ile batılı ayırt edebilmek gerekir. Asıl mesele de tam burada başlar. Çünkü insanın dilde savunduğu ile hayatta yaşadığı çoğu zaman birbiriyle örtüşmez.

İnsan, hakikati bildiğini zanneder; fakat çoğu zaman onun gereğini yerine getirmez. Ömrünü erteler, dağıtır, hatta farkında olmadan israf eder. Zaman akar gider ve geriye çoğu zaman pişmanlıklar kalır. Oysa herkesin kendine sorması gereken bir soru vardır: Bir ömrü ne kadar hak ettik ve ne kadar hakkını verdik?

Modern hayat, insana kolay olanı seçmeyi öğretir. Heva ve hevesler çoğu zaman vicdanın önüne geçer. İnsan kendini şu cümleyle avutmaya başlar: “Bir kere dünyaya geliyoruz. ”Oysa bu düşünce, insanı hakikatten uzaklaştıran en tehlikeli yanılgılardan biridir.

Hayat sadece yaşamak değildir. Asıl mesele, yaşadığın hayatın hakkını verebilmektir. Çünkü gerçek mutluluk, sınırsız arzuların peşinden gitmekte değil; insanın kendi özüne sadık kalabilmesindedir. Kendini kontrol edebilmek, belki de ulaşılabilecek en büyük olgunluktur.

Bugün dünyaya baktığımızda haksızlıklar, savaşlar ve adaletsizlikler karşısında şu soru sıkça soruluyor: “Hak gerçekten yerini buluyor mu? ”Bu, haklı bir sorgulamadır. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek vardır: Hak, er ya da geç yerini bulur.

Bu noktada asıl mesele sonucun ne olacağı değil, bizim nerede durduğumuzdur. Haksız kazanç elde etmektense haklı kalabilmek… İşte insanın kendine bırakabileceği en büyük miras budur.

Bazen görünenler aldatıcıdır. Tıpkı suyun üzerinde biriken köpük gibi… Köpük yayılır, çoğalır, hatta bir an için suyun kendisiymiş gibi görünür. Ama ne kadar artarsa artsın, geçicidir. Altında akan su ise kalıcıdır, gerçektir.

Hayat da böyledir. Hak, o akıp giden su gibidir; besleyen, yaşatan ve kalıcı olan… Batıl ise yüzeyde biriken köpük gibi; geçici, zayıf ve yok olmaya mahkûm…

Bu yüzden mesele kalabalıkların içinde kaybolmak değil, doğru tarafta kalabilmektir. Çünkü insanın içini asıl rahatlatan; ne kazandıkları ne de sahip olduklarıdır. Asıl huzur, doğru yerde durduğunu bilmektir.

İnsan bu dünyaya sadece yaşamak için değil, yaşadığı hayata anlam katmak için gönderilmiştir. Anın, hakkın, adaletin, vicdanın ve merhametin hayatımıza yön vermesi; aslında bizim kim olduğumuzu belirler.

Asıl mesele, hakkı dillendirenlerin değil; onu yaşayan ve hissedenlerin çoğalmasıdır. Çünkü batılı ortadan kaldıracak olan da, onu etkisiz kılacak olan da ancak haktır.

HAKİKAT

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.