Dışarıdaki mevsimler her zaman içimizdekine uymaz.
Peki, hiç durup düşündük mü; içimizde hangi mevsim var?
Bazen insanın içi bahar gibidir. Her şey yolundadır, huzur yerindedir, kalp sakindir. Küçük şeyler bile mutlu etmeye yeter. Hayat, olduğu haliyle güzel görünür.
Ama bazen…
İnsan içine sığamaz. Sebebini tam koyamadığı bir huzursuzluk çöker içine. Ne bir yere ait hisseder kendini ne de kendine. İç dünyasında kopan fırtınaların sesini kimse duymaz.
Çünkü insanın içindeki mevsimler, yaşadıklarıyla değişir. Hep baharı yaşamak isteriz; ama hayat buna her zaman izin vermez. Rüzgâr çıkar, fırtına kopar ve insan kendi içinde uzun bir kışa girer.
Bu yüzden sormak gerekir:
Ben şu an hangi mevsimdeyim?
Bazen yapraklar dökülür içimizde… Bir yanımız sonbahar olur. Ardından hiç beklemediğimiz bir anda çiçekler açar içimizde; rengârenk, mis gibi… Severiz, seviliriz. İnsan olmanın anlamına biraz daha yaklaşırız.
Çünkü hayat sabit değildir. Duygularımız da öyle… Her şey değişir. İçimizdeki hava da, ruhumuzun mevsimi de…
Yaşadığımız şehirler de bundan bağımsız değildir. Bir zamanlar sadece sıcaklığıyla anılan şehirler, bugün acılarıyla da hatırlanır hale gelebilir. Depremler, seller, kayıplar… Birikir, çoğalır, taşar. Sanki şehirler bile içindeki insanların yükünü taşıyamaz hale gelir.
Oysa şehirler de insanlar gibidir. Yorulur, eskir ve zamanla değişir. Bazen içindeki insanların hüznünü, bazen de umutlarını taşır.
İnsan da öyledir. Bazen sadece kendine değil; yaşadığı eve, sokağa, hatta şehre bile ağır gelir. Farkında olmadan yorar, tüketir.
Ve bazı kışlar vardır ki…
Kolay kolay bitmez.
Hastalıklar, kaygılar, hayatın yükü insanın içindeki baharı geciktirir. Dışarıda çiçekler açsa da, kelebekler uçuşsa da insanın içindeki kış sessizce devam eder.
Peki, bu şehre ağır gelen nedir?
Haksızlıklar mı, adaletsizlikler mi, yoksa merhametsizlikler mi?
Bu yüzden mi bir türlü baharına kavuşamaz?
Aslında şehirle insan birbirine çok benzer.
İkisi de yaşar, yorulur, eskir…
Ve ikisinin de içinde mevsimler değişir.
Ama unutmamak gerekir:
Her kışın içinde saklı bir bahar vardır.
Zaman ise hem şehri hem insanı eskitir.
İnsan eskidikçe fark eder; var sandığı birçok şeyin aslında yok oluşa yürüdüğünü.
Belki de hakikat şudur:
Var olmak, biraz da yok olmayı göze almaktır.
Şimdi kendimize sormalıyız:
Var olmanın huzuruna mı yürüyoruz, yok olmanın sessizliğine mi?
Çünkü insan…
Varlık ile yokluk arasında saklı bir sırdır...