Bugünlerde Akçakale Sınır Kapısı etrafında dönen tartışmalar sadece bir gümrük kapısı meselesi değil; bu, bir bölgenin kaderiyle ilgili bir mesele. Çünkü burada konuşulan şey ticaret değil sadece… Umut, geçim, itibar ve devletin vatandaşına ne kadar temas ettiği gerçeği…
Şimdi açık konuşalım…
Akçakale’nin sosyolojik yapısı ortada. Genç nüfus fazla, işsizlik yüksek, geçim kaynakları sınırlı. Böyle bir yerde sınır kapısı demek; ekmek demek, hareket demek, canlılık demek. Ama bugün bakıyoruz, kapı var ama işlev tartışmalı. İddialar havada uçuşuyor, spekülasyonlar büyüyor, ama netlik yok. Şeffaflık yok.
Sahaya kim indi?
Şanlıurfa dem Milletvekili Dilan Kunt Ayan
Şanlıurfa iyi Parti il Başkanı Ali Eroğlu
Şanlıurfa anahtar Partisi il Başkanı Metin Baydar
Ve İlçe halkı.
Hepsi bu hafta Akçakale’ye geldi. Aynı noktaya parmak bastılar:
“Bu kapı neden diğerleri gibi çalışmıyor?”
Bu soru aslında çok basit. Ama cevabı yok.
Daha doğrusu… verilmek istenmeyen bir cevap var gibi.
Özellikle Ali Eroğlu’nun bugün yaptığı çıkış, siyasetin klasik ezberlerini bozacak türdendi:
İktidar milletvekillerine seslenen Eroğlu “Ya görevinizi yapın ya da istifa edin.”
Bu cümle sert mi? Evet.
Ama sahadaki gerçeklik daha sert.
Çünkü vatandaş artık “çalışıyoruz, ilgileniyoruz, masaya yatırdık” gibi cümleleri duymak istemiyor. Bu cümleler Akçakale’de artık karşılık bulmuyor. Hatta açık söyleyelim, güven erozyonunu derinleştiriyor.
Bakın, mesele sadece bir kapının açılıp kapanması değil.
Mesele şu:
Neden aynı statüdeki diğer sınır kapıları aktif çalışırken Akçakale geri planda kalıyor?
Neden bu konuda net bir yol haritası açıklanmıyor?
Neden bürokrasi sessiz, siyaset yuvarlak cümlelerle yetiniyor?
Ve en önemlisi:
Devlet, Akçakale’ye gerçekten ne vaat ediyor?
Burada bir parantez açmak gerekiyor…
Akçakale sadece coğrafi olarak sınırda değil, kalkınma politikalarının da sınırında kalmış bir yer. Tarım var ama yeterli değil, sanayi yok denecek kadar az, gençler göç etmeye hazır. Böyle bir tabloda sınır kapısının tam kapasite çalışmaması, sadece ekonomik değil sosyolojik bir kırılma yaratır.
İşte bu yüzden bu mesele büyüyor.
İşte bu yüzden tepkiler artıyor.
Ve şunu da net söyleyelim:
Artık bu konu “açıklama yapma” aşamasını geçti.
Bu saatten sonra gereken şey çok açık: Somut adım. Takvim. Şeffaflık.
Çünkü siyaset, sorun anlatma değil çözüm üretme makamıdır.
Eğer bir sorun yıllardır konuşuluyor ama hâlâ çözülmüyorsa, ortada ya irade eksikliği vardır ya da öncelik sorunu.
Her iki durumda da bedeli Akçakale ödüyor.
Akçakale sabırlıdır, ama sahipsiz değildir.
Sesini yükseltmeye başladıysa, bu bir tepki değil, bir uyarıdır.
Ve bu uyarıyı doğru okumayanlar için siyaset, bir sonraki seçimde çok daha sert bir dil kullanır.
Çünkü sandık, en net cevabı veren yerdir.