Eleştirmek…Ne kadar kolay, değil mi?
Bazen gerçekten bilgi sahibi olarak, bazen sadece duyduklarımızla… Ama çoğu zaman farkında bile olmadan kendimizi birilerini eleştirirken buluruz. Sanki içimizde hazır bekleyen bir cümle vardır; zamanı gelir ve hiç düşünmeden dökülüverir.
Oysa asıl mesele şu: Gerçekten ne kadar biliyoruz?
Bugün herkes konuşuyor. Herkes her konuda fikir sahibi. Ama neyi ne kadar anladığımız, neye ne kadar hâkim olduğumuz pek de sorgulanmıyor. Kulaktan dolma bilgilerle, yüzeysel yargılarla hayatlara dokunuyor; çoğu zaman da o hayatları fark etmeden incitiyoruz.
Peki hiç durup kendimize bakıyor muyuz?
Çünkü eleştirmek kolaydır. Zor olan anlamaya çalışmak…Zor olan susup düşünmek…Zor olan, aynaya bakabilmektir.
Ve tam da burada çocuklar çıkıyor karşımıza.
Bir zamanlar sokaklarda büyüyen bir nesildik biz. Elimizde çelik çomak, cebimizde misket…Düşe kalka, kavga edip barışarak, hayatı yaşayarak öğrenirdik.
Şimdi ise bambaşka bir tablo var karşımızda. Çocukların ellerinde oyuncaklar değil, telefonlar var. Sokakların yerini ekranlar aldı. Sesleri eskisi gibi yankılanmıyor belki, ama iç dünyalarında büyüyen bir sessizlik var.
Daha da düşündürücü olan şu: Kalem tutması gereken ellerde artık zaman zaman öfke, hatta şiddet daha görünür.
Ve insan sormadan edemiyor: Ne oldu bize?
Bu değişimin sorumlusu sadece çocuklar mı? Elbette değil.
Asıl soru şu: Biz neredeyiz?
Aynı evin içinde yaşıyor ama birbirimizi tanımıyoruz. Çocuklarımızın neyi sevdiğini, neye üzüldüğünü, neye ihtiyaç duyduğunu çoğu zaman bilmiyoruz. Onların dünyasına girmeden, uzaktan hüküm veriyoruz.
Oysa onlar sadece anlaşılmak istiyor. Ama karşılarında çoğu zaman eleştiren, kıyaslayan, aceleyle yargılayan bir dünya buluyorlar.
Sosyal medya ise bu yalnızlığı daha da derinleştiriyor. Herkesin mutlu göründüğü bir yerde, kendi eksikliğiyle baş başa kalan çocuklar yetişiyor.
Ve biz hâlâ eleştiriyoruz.
Oysa belki de yapmamız gereken çok daha basit: Yanlarında olmak.
En son ne zaman kapılarını çalıp, “Bugün birlikte bir şey yapalım mı?” diye sorduk?
Ne zaman gerçekten dinledik onları?
Çok şey bekliyoruz…Ama çok azını veriyoruz.
Çocuklar yalnız bırakıldıkça, o boşluk başka şeylerle doluyor. Ve o boşlukta kaybolan bir nesil, kim olduğunu ve ne olacağını arıyor.
Belki de artık eleştirmeyi biraz azaltıp, anlamayı çoğaltma zamanı gelmiştir.
Çünkü değişim, başkasını düzeltmekle değil, aynaya bakmakla başlar.
Ve o aynaya gerçekten bakabildiğinde…Kendi iç aynanda kim olduğunu, neye dönüştüğünü görürsün.
Öyle bir ayna olmalı ki; tüm şeffaflığıyla seni sana gösterebilmeli.