Anne babalar çocukları için her zaman en iyisini ister. Daha iyi bir eğitim alsınlar, iyi arkadaş çevreleri olsun, güçlü bir geleceğe sahip olsunlar diye büyük çaba harcarlar. Günümüz dünyasında ebeveynlik çoğu zaman bir yetiştirme yarışına dönüşmüş durumda. Kurslar, ödevler, ekranlar, yoğun çalışma temposu derken aile içinde geçirilen zamanın niteliği bazen fark edilmeden azalabiliyor. Oysa çocukların ruhsal gelişiminde en büyük etkiyi bırakan şey, maddi imkânlardan çok duygusal bağlardır.
Yıllar sonra çocuklar hangi oyuncağın alındığını ya da hangi kıyafetin giydirildiğini çoğu zaman hatırlamaz. Ama korktuğunda yanına gelen bir ebeveyni, başarısız olduğunda yargılanmadan dinlenmeyi ya da üzgünken sarılınmayı unutmaz. Çünkü çocuk zihni detaylardan çok hisleri kaydeder. Çocukluk, insanın duygusal hafızasının en güçlü şekilde şekillendiği dönemdir.
Bir çocuğun kişiliği sadece söylenen sözlerle değil, evin duygusal atmosferiyle de oluşur. Sürekli eleştirilen bir çocuk zamanla kendisini yetersiz hissetmeye başlayabilir. Duyguları küçümsenen bir çocuk, hislerini saklamayı öğrenebilir. Ağlama, abartıyorsun, bunda üzülecek ne var gibi cümleler yetişkinlere basit görünse de çocuk dünyasında derin izler bırakabilir. Çünkü çocuk için anlaşılmak, sevilmek kadar önemlidir.
Bugün birçok aile aynı evin içinde ama farklı ekranların arkasında yaşamaya başladı. Anne babalar yorgun, çocuklar ise çoğu zaman görünür olmaya çalışıyor. Oysa çocukların en temel ihtiyacı kusursuz ebeveynler değildir. Onların ihtiyacı; yanında kendini güvende hissedebileceği, hata yaptığında sevgisini kaybetmeyeceğini bildiği bir yetişkindir.
Çocuk yetiştirirken çoğu zaman davranışlara odaklanıyoruz. Neden söz dinlemiyor?, Neden öfkeleniyor?, Neden içine kapanıyor? diye düşünüyoruz. Ancak bazen davranışın altındaki duygu görülmediğinde sorun daha da büyüyebiliyor. Öfkeli görünen bir çocuğun altında anlaşılmama hissi, içine kapanan bir çocuğun altında ise yoğun kaygılar olabilir. Çocuklar her zaman duygularını kelimelerle ifade edemez; bazen davranışları onların dili olur.
Psikolojik olarak güçlü bireyler yetiştirmenin yolu çocukları sürekli kontrol etmekten değil, onları anlamaya çalışmaktan geçer. Bir çocuğun özgüveni sadece başarıyla gelişmez. Asıl özgüven, hata yaptığında da değer gördüğünü hissetmesiyle oluşur. Kendini koşulsuz kabul edilmiş hisseden çocuk, ileride hayatın zorlukları karşısında daha sağlam durabilir.
Ebeveyn olmak elbette kusursuz olmak değildir. Her anne baba zaman zaman yorulur, hata yapar, sabırsız davranabilir. Önemli olan hiç hata yapmamak değil, çocukla kurulan bağı onarabilmektir. Bazen içten söylenen bir “Seni kırdıysam özür dilerim” cümlesi bile çocuk için çok güçlü bir duygusal deneyim olabilir.
Unutmamalıyız ki çocuklar büyüdüklerinde ne satın alındığını değil, nasıl hissettirildiklerini hatırlar. Belki bugün yapılacak en kıymetli şey; birkaç dakikalığına telefonu bırakıp çocuğunuzun gözlerinin içine bakarak onu gerçekten dinlemektir. Çünkü çocukluk kısa sürer ama o dönemde hissedilen sevgi, güven ve değer duygusu insanın içinde bir ömür yaşamaya devam eder.
Kendinize nazik davranmayı unutmayın!