SADELİĞE DÖNÜŞ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Dağınık zihinler” çağındayız sanki…

Olaylar dağınık, yaşantılar dağınık; insanın iç dünyası ise çoğu zaman darmadağın. Üstelik bu dağınıklık artık yalnızca eşyalarda ya da şehirlerde değil; düşüncelerde, ilişkilerde ve ruhlarımızda da kendini gösteriyor.

Sevgiler bile eski anlamını yitirmiş gibi… İnsan bazen sevginin neden var olduğunu unutuyor. İyileştirmesi gereken duygular, kimi zaman daha çok yoran ve tüketen hâllere dönüşüyor. Sevginin yerini ise yavaş yavaş sevgisizlik alıyor. İnsan insana yabancılaşıyor; bakışlar soğuyor, kalpler yoruluyor.

Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay bugün. Fakat mesele artık bilgiye ulaşmak değil; bilgiyi yaşayabilmek. İnsan bir bilgiyi sindiremeden başka bir bilginin peşine sürükleniyor. Zihin sürekli doluyor ama ruh aynı ölçüde derinleşemiyor. Bilmek çoğalırken anlamak eksiliyor.

Oysa bir zamanlar insanlar bir hakikatin peşine ömür koyardı. Bir cümle üzerine günlerce düşünür, bir manzaradan hikmet çıkarır, araştırırken kendini de keşfederdi. Şimdi ise teknoloji hayatı kolaylaştırırken insanı emeksizliğin konforuna alıştırıyor. Emek azaldıkça değerin de azaldığı bir çağın içindeyiz.

Bugün odalar dağınık, sofralar dağınık, ilişkiler dağınık… Şehirler kalabalık ama insanın içi tenha. Herkes konuşuyor fakat çok az insan gerçekten dinliyor. İnsan bazen kalabalıkların içinde bile kendini kaybolmuş hissediyor.

Belki de bu yüzden yeniden sadeliğe dönmek gerekiyor. Bilgiyi en sade hâliyle anlayıp onu yaşayabilmek… İnsanın kendine şu soruyu sorabilmesi gerekiyor:

“Ben ne kadar biliyorum?” dan önce,

“Ben ne kadar yaşıyorum?”

Ve daha da önemlisi:

“Yaşadığımı başkasına hissettirebiliyor muyum?”

Çünkü hakikat yalnızca zihinde duran bir bilgi değildir; insanın yaşayışında karşılık bulan bir hâlidir. İnsan, ihtiyacı kadarını almayı; kendine eziyet etmeden yaşamayı da öğrenmeli. Kendine merhamet etmeli.

Sadelikte bir düzen vardır; aşırılıkta ise çoğu zaman dağınıklık… İnsan, fazlalıkların içinde kayboldukça özünü de uzaklaştırır kendinden. Oysa huzur, bazen eksiltmeyi bilmekte saklıdır.

Belki de insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey hâlâ aynı:

Sadelik… Samimiyet… Emek… Ve huzur…

İnsan insanda dinlenmeli, insanda demlenmeli. Çünkü huzur paylaşıldıkça çoğalır. “Ben”den “biz”e varabildiğimiz ölçüde tamamlanırız .sade ve samimi..

Kalbin ve aklın mutmain olduğu bir dünya hâlâ mümkün. Yeter ki sadeliği küçümsemeyelim. Çünkü insan, biraz da gayret ettiği şey kadar vardır.kalabalıklar içinde boğulmak değilde ,sadeliğin azlığında bolca huzur bulmak.

“İnsan unutmamalı…

Öğrenilen her şey insanın olmaz.

Asıl bilgi;

yaşarken canına değen

ve başkasının ruhunda yankı bırakandır.”

SADELİĞE DÖNÜŞ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.