SEVGİSİZ BÜYÜYEN ÇOCUK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bir çocuğun en temel ihtiyacı nedir diye sorsak çoğumuz yemek, barınma, eğitim ya da güvenlik deriz. Oysa insan ruhunun gelişimi açısından bakıldığında bunların yanında vazgeçilmez olan ihtiyaç sevgidir. Sevgi, bir çocuğun kendisini tanıdığı ilk aynadır. Kendine dair oluşturduğu değerin, güvenin ve aidiyet duygusunun temelidir. Bu nedenle sevgisiz büyüyen bir çocuğun yaşadığı eksiklik, yalnızca çocukluk yıllarıyla sınırlı kalmaz; çoğu zaman yetişkinlikte de farklı şekillerde kendini göstermeye devam eder.

Uzmanları uzun yıllardır çocukluk dönemindeki duygusal deneyimlerin bireyin tüm yaşamını etkilediğini vurgulamaktadır. Çocuk, dünyaya geldiğinde kendisi hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir. Kim olduğunu, değerli olup olmadığını, sevilebilir biri olup olmadığını çevresindeki yetişkinlerin tutumlarından öğrenir. Eğer bir çocuk sürekli eleştiriliyor, ihmal ediliyor, duyguları küçümseniyor ya da yalnızca başarılı olduğunda takdir görüyorsa, zamanla şu inancı geliştirmeye başlar: “Ben olduğum halimle yeterli değilim.”

Bağlanma Kuramı'nın öncüsü olan psikiyatrist ve psikanalist John Bowlby, çocuk ile bakım veren kişi arasındaki ilişkinin bireyin gelecekteki tüm ilişkilerinin temelini oluşturduğunu belirtmiştir. Sevgi ve güven ortamında büyüyen çocuklar dünyayı daha güvenli bir yer olarak algılarken, duygusal ihmal yaşayan çocuklar çoğu zaman insanlara karşı temkinli yaklaşır. Çünkü onlar için sevgi, her an kaybedilebilecek bir şeydir.

Sevgisiz büyüyen çocukların hepsi aynı şekilde davranmaz. Kimileri sessizleşir, içine kapanır ve görünmez olmaya çalışır. Kimileri ise sürekli ilgi ve onay peşinde koşar. Bazıları hayatı boyunca herkesi mutlu etmeye çalışırken bazıları da kimseye ihtiyaç duymadığını göstermek için duvarlar örer. Fakat bu farklı davranışların altında çoğu zaman aynı yara bulunur: Karşılanmamış sevgi ihtiyacı.

Başarılı bir kariyere sahip, sosyal çevresi geniş ve dışarıdan güçlü görünen birçok insanın iç dünyasında hâlâ çocukluk yıllarının izleri vardır. Çocukken yeterince sevildiğini hissedemeyen bireyler, yetişkin olduklarında da değerlerini sürekli kanıtlamak zorunda hissedebilirler. Bir terfi aldıklarında, bir başarı elde ettiklerinde ya da çevrelerinden takdir gördüklerinde kısa süreli bir rahatlama yaşarlar. Ancak bu duygu uzun sürmez. Çünkü sorun başarı eksikliği değil, çocuklukta oluşan değersizlik hissidir.

Ünlü hümanist psikolog Carl Rogers, bireyin sağlıklı gelişimi için "koşulsuz olumlu kabul" kavramını ortaya koymuştur. Bir çocuk hata yaptığında da başarısız olduğunda da ağladığında da sevildiğini hissedebilmelidir. Çünkü gerçek sevgi, performansa bağlı değildir. Ne yazık ki birçok çocuk sevgiyi bir ödül gibi deneyimler. Dersleri iyiyse, söz dinliyorsa veya beklentileri karşılıyorsa ilgi görür. Bu durum ise çocuğa sevginin şartlı olduğu mesajını verir.

Nörobilim alanındaki araştırmalar da sevginin yalnızca psikolojik bir ihtiyaç olmadığını göstermektedir. Çocukluk döneminde yoğun ihmal ve sevgisizlik yaşayan bireylerin stres hormonlarının daha yüksek seviyelerde çalışabildiği, bunun da ilerleyen yaşlarda depresyon, kaygı bozuklukları ve ilişki problemleriyle bağlantılı olduğu bilinmektedir. Başka bir ifadeyle, sevgi eksikliği yalnızca kalbi değil, beyni de etkiler.

Ancak burada umutsuzluğa yer yoktur. İnsan ruhu kırılgan olduğu kadar dayanıklıdır. Çocukluğunda sevgi eksikliği yaşamış olmak, kişinin hayatı boyunca aynı kaderi yaşayacağı anlamına gelmez. Güvenli ilişkiler kurmak, duygusal farkındalık geliştirmek, psikolojik destek almak ve kişinin kendisine şefkat göstermeyi öğrenmesi, geçmiş yaraların iyileşmesine yardımcı olabilir.

Belki de bugün çevremizde öfkeli, kırgın, insanlara güvenmekte zorlanan birçok yetişkin görüyoruz. Çoğu zaman onların davranışlarını yargılıyoruz. Oysa bazen yetişkin bedenlerinin içinde hâlâ sevilmeyi bekleyen küçük çocuklar vardır. Çocuklukta duyulmayan her duygu, görülmeyen her gözyaşı ve karşılanmayan her ihtiyaç bir şekilde yaşamın ilerleyen dönemlerinde kendine yer bulur.

Bu nedenle çocuk yetiştirirken yalnızca onların fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değildir. Bir çocuğun başını okşamak, onu dinlemek, duygularını ciddiye almak, başarısız olduğunda yanında olmak ve ona seni seviyorum diyebilmek belki de verebileceğimiz en büyük hediyedir. Çünkü çocuklar söylediklerimizi unutabilir, aldıkları oyuncakları zamanla kaybedebilir; fakat kendilerini nasıl hissettirdiğimizi uzun yıllar boyunca hatırlarlar.

Bir gün büyüdüklerinde özgüvenli, sağlıklı ilişkiler kurabilen ve kendisini değerli hisseden bireyler olmalarını istiyorsak, onlara bugün sevgiyi hissettirmek zorundayız. Çünkü sevgiyle büyüyen çocuklar yalnızca daha mutlu bireyler olmazlar; aynı zamanda daha merhametli ebeveynler, daha anlayışlı eşler ve daha vicdanlı insanlar hâline gelirler.

Ve unutmayalım; bir çocuğun kalbinde açılan sevgi boşluğu yıllarca taşınabilir. Ama sevgiyle doldurulan bir çocukluk, insanın ömrü boyunca sığınabileceği en güvenli limandır.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın! 

SEVGİSİZ BÜYÜYEN ÇOCUK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.