Sureti betondan müteşekkil kentin apartman dairelerinde pansiyoner bir işçi hayatına dönüşenlerin, ruhunun aksini berrak bir suda gördüğü bir mana denizinin numunesidir Balıklıgöl.
Akşamı, melale meyyal bir ruha gark ederken gündüzü ekmek telaşına düşenlerin mecburi istikametidir, Yakubiye’den Haşimiye’ye.
Tarihin, takvimlerin ömür yetiremediği binlerce yıllık varlığıyla asilere karşı bir yangını söndürmeye koşturan, ilahi bir mesajla “serin ve selamet” içre yatağında kıvranan bir göl.
Arkeologlara göre tarihi önemi fazlasıyla haiz bir beşik, teologlara göre putları kıran İbrahim Peygamberle başlayan inancın yeryüzüne yayıldığı bir eşik, aşıklara göre romantik, her karesinde hatıralar bulunan siyah beyaz bir film şeridi gibi nostaljik... Her bakanın kendinden bir anlam bulduğu insanlığın ortak penceresi.
Nar ile nur arasında, mancınık ile su arasında, hak ile batıl arasında, yangına su taşıyan karınca ile tarafsız kalanlar arasında günümüze kadar gelen apaçık bir beyyine.
Dileklerin suya okunduğu, suyun ruhlara dokunduğu, hayatın didiklediği insanoğlunun mihnet ve kasvetten kurtulup kalbine huzur dokuduğu bir plato.
Ayn-Zeliha’nın aşkı, kendi havzasında sularda titreyen bir parıltıdır hala yanı başında İbrahim’e olan inançla, Balıklıgöl ile karşılıklı.
Tam tekmil beş vakit, güvercinler gölgesine sığındığı minarelerin gözlerinden kanatlanırken, balıklar dileklerin okunduğu yemlerle kıvrılırken sularda, ikindi zikirlerinin sesi gelir, Halil-ür Rahman’da.
Rızvaniye camisinin penceresinden bakınca gökyüzünden yeryüzünü seyre dalmış bir yeşil ferahlık dolarken gözlere, sıcak ve kurak Urfa’nın kalbinde bir vaha gibi görünür insana.
Tepesinde duran mancınıklara inat emrolunduğu hal üzre misafirlerine serinlik bağışlayan çevresiyle Balıklıgöl, şehre girenin ilk görmek istediği ve şehirden ayrılanın son bir kez daha görmek iste- diği, bir huzur birikim yeri olarak duruyor şehrin alnında.
Şehir, sakinlerinin en çok arşınladığı muhitle bağını güçlendirir ve varlığını ayakta tutar. Balıklıgöl misafirler için gezilecek en önemli yerdir; fakat yerli kültürlerin bir arada yaşadığı ve varlığını güçlendirerek sürdürdüğü bir kültür sahnesi.
Ne yeryüzünün en büyük gölü Hazar, ne de yeryüzünün en derin gölü Baykal.
İnsanlık tarihinin, medeniyetlerin, dünyanın ilk üniversitesinin yanı başında yükseldiği, şanı Hazar’dan büyük, manası Baykal’dan daha derin, dünyanın en küçük su havzasıdır, Balıklıgöl
Mutlak bir uğrak yeri, öylesine çıkılan ağır adım yürüyüşlerde, farkında olmadan kendinizi bulduğunuz bir iç mekân arayışının tezahürü olarak karşınıza dikilir.
İnancın, mitin, kutsalın, teklif ve mükellefiyetin bir temsiliyeti olarak maziden atiye uzanan bir su çağıltısı, tarihin boynunda asılı kutsal bir takı, sularının İbrahim’in mütevekkil teslimiyetini fısıldadığı bir kulluk serencamı.
Urfa bir şiir olsa, Balıklıgöl bu şiirin zengin kafiyesi olurdu.
Urfa bir türkü olsa, Balıklıgöl bu türküde nakarat.
Urfa bir dua olsa Balıklıgöl, amin olurdu.
Ve Balıklıgöl, İbrahim sofrasında ekmek ve su kadar aziz.
Dokunulmazlığı olan balıklarıyla göl, benzeri olmayan gölüyle balık.
Urfa’nın kalbine “Serin ve selamet bir bahçe” olarak hediye etmiştir, Halık.