KIRIKLARLA GÜÇLENMEK

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan hayatı çoğu zaman doğrusal bir ilerleyiş değildir. Aksine  kayıplar, hayal kırıklıkları, ayrılıklar, hastalıklar ve başarısızlıklarla örülü bir yolculuktur. Modern dünyanın sürekli mutluluk vaat eden söylemlerinin aksine, psikoloji bize gelişimin çoğu zaman konfor alanında değil, kırılmaların ardından gerçekleştiğini gösterir.

Ünlü psikiyatrist Viktor Frankl, Nazi toplama kamplarında yaşadığı tarifsiz acıların ardından geliştirdiği logoterapi yaklaşımında, insanın en zor koşullarda bile yaşamına anlam katabildiğini savunmuştur. Frankl’a göre insanı ayakta tutan şey, acının yokluğu değil, acıya yüklenen anlamdır. Bu nedenle yaşanan her kırılma, aynı zamanda yeni bir anlam inşa etme fırsatı da taşır.

Psikoloji literatüründe son yıllarda sıkça kullanılan “travma sonrası büyüme” kavramı da bu gerçeği desteklemektedir. Psikologlar Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun’un ortaya koyduğu bu kurama göre bazı insanlar travmatik olaylardan yalnızca iyileşerek değil, daha güçlü, daha bilinçli ve daha olgun bir şekilde çıkarlar. Yaşadıkları sarsıntılar, hayatı yeniden değerlendirmelerine ve önceliklerini gözden geçirmelerine yardımcı olur.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Güçlenmek, yaşanan acıyı romantikleştirmek değildir. Acının kendisi değerli değildir. Değerli olan, insanın o acıyla kurduğu ilişkidir. Carl Gustav Jung’un meşhur sözü bunu çarpıcı biçimde ifade eder: “Işığa ulaşmak için karanlığı bilmek gerekir.” Jung, insanın gelişiminin yalnızca güçlü yönleriyle değil, yaralarıyla ve gölgeleriyle yüzleşmesi sayesinde mümkün olduğunu vurgular.

Toplum olarak çoğu zaman kusursuz görünmeye çalışıyoruz. Oysa Japon kültüründeki “Kintsugi” sanatı bize farklı bir bakış açısı sunar. Kırılan seramikler altınla onarılır ve çatlaklar gizlenmek yerine görünür kılınır. Çünkü kırıklar, nesnenin hikâyesinin bir parçasıdır. İnsan ruhu da böyledir. Yaşadığımız yaralar bizi eksiltmek zorunda değildir; doğru işlendiğinde karakterimizin en değerli parçalarına dönüşebilir.

Psikolog Brené Brown ise kırılganlığın güçsüzlük değil, cesaret olduğunu söyler. Çünkü gerçek cesaret, düşmeyeceğini garanti etmek değil, düşse bile yeniden ayağa kalkabileceğine inanmaktır. İnsan ilişkilerinde samimiyetin, liderlikte güvenin ve kişisel gelişimde değişimin temelinde bu kırılganlık yatmaktadır.

Belki de hayatın bize öğrettiği en önemli ders şudur: Güç, hiç kırılmamış olmak değildir. Güç, kırıldıktan sonra parçalarını tanımak, onları kabul etmek ve yeniden bir bütün oluşturabilmektir. Çünkü bazen insanı güçlü yapan şey, taşıdığı yükler değil, o yüklerin altında geliştirdiği dirençtir.

Bu nedenle yaşamın herhangi bir döneminde kırılmış hisseden herkese şu gerçeği hatırlatmak gerekir: Çatlaklar yalnızca zayıflığın izleri değildir. Aynı zamanda ışığın içeri girdiği yerlerdir. Ve çoğu zaman insan, en sağlam hâline tam da o çatlaklardan geçerek ulaşır.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın!

KIRIKLARLA GÜÇLENMEK

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.