Bu kelime hayatımızın anlamı aslında. Kimse neyin ne olacağını bilmiyor, ülke direk kaos ülkesi. Sabah kalkan umutsuz, gece yatan mutsuz. Çok şaşırıp hayretler içinde kaldığımız bir olay, bir iki gün sonra sanki sümen altı edilircesine unutuluyor.
İçi boşaltılmış, hangi amaç uğruna yaşadığını idrak edemeyen bir toplum meydana geldi. Tabi bugünlere birkaç günde gelinmedi. Bir oya gibi gün gün işlendi bunlar. Mafya dizileri, ahlaktan yoksun filmler, futbolun ilahlaştırılması, ne tür olduğu belli olmayan saçma sapan müzikler ve onları seslendiren sanatçılar.
Hav hav hav diyerek milyonlarca izlenen video klipler var ülkede. Cinsel organını göstererek gündem olan fenomenden tutunda, arabasında pudra şekeri! Çeken siyasetçisine kadar geniş bir yelpazedeyiz.
Bunların ana sebebi düzenin yaratmak istediği toplumu dizayn etme isteği. Düzen biat eden, eleştirmeyen, okumayan ve bunun sonucunda gelişmeyen bir toplum yaratma peşinde ve ne yazık ki bunu fazlasıyla başardı. Uyuşturucu hapların fırından ekmek almaktan daha kolay temin edildiği bir dönem yaşıyoruz. Ucuz, alımı kolay sentetik hapları kullanan birey, dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü sanıyor. O hapı atanın düştüğü halleri gerek fiziksel olarak gerekse de görsel olarak hepimiz görüyoruz. Daha geçenlerde Adana’da emekli bir polis memuru kendi öz çocuğunu bu tarz bir durumdan dolayı sokak ortasında öldürdü. Öldürdü öldürmesine de sonrasında ne oldu. Balık hafızalı toplum bunu da sindirdi. Çünkü ne yazık ki böyle durumlara alıştırıldık.
Hayatımızın her alanında müthiş bir belirsizlik var. Doğal olarak da olumsuz sonuçlar doğuruyor. Sınava giren öğrenci okul bittiğinde ne yapacağının belirsizliğini şimdiden yaşıyor. İş kuran esnaf yıl sonunu getirir miyim derdine düşüyor. Sabah işe gitmek için uyanan baba o ay ki faturaları, ev kirasını çıkarabilir miyim modunda. İnsanlar bugün başıma ne gelebilir diye düşünmekten kendi olamıyor, kendini bulamıyor. Tam olarak yaratmak istedikleri bu işte. Bir saniye bile ayık olmamamız.
Böyle olunca da bu tarz sorunlu toplumu idare etmek daha kolay oluyor. Bu baskılardan bunalan topluma üstüne üstlük şükretmesi gerektiği lanse ediliyor. Savaş bölgelerinden insanların yaşamları örnek verilerek bakın çok daha kötüsü var deniliyor. Avrupa Birliği diye diye Ortadoğu’nun karanlığını itildi insanlar.
Ne yazık ki bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Toplum aslında cinnet geçiriyor, ekonomik buhran içerisinde sadece gününü kurtarmanın peşinde. Kimse olduğu işte memnun değil, zorunlu diye devam ediyor sadece. Zincir marketler, pazarlar, kahve dükkanları, fast foodlar üniversite mezunu çalışanlarla dolu. Her biri kendi alanında birer çağdaş köleye dönüşmüş durumda. Belirsizlik insan yaşamının en olumsuz durumların başında geliyor ve biz bunu iliklerimize kadar hissediyoruz.