Urfa, Türkiye'nin mercimek ambarıydı.
Her köyde bağ, bahçe ve bostanlar vardı.
Her evde büyük ve küçükbaş hayvancılık yapılırdı.
Yaylalarda ve meralarda arıcılık yapılır, tonlarca hakiki bal elde edilirdi.
11 Nisan bayramlarında Urfa'ya gelenler, yıllık peynir ihtiyaçlarını da buradan karşılardı.
Nohut, mercimek ve buğday değişmez tahıllarımızdandı.
Urfa'nın sadeyağı, İstanbul Kapalıçarşı'da satılırdı.
Türkiye'nin en büyük fıstık üretimi Urfa'da yapılırdı.
Dünyanın en iyi narı ve domatesi Urfa'da üretilirdi.
Şimdilerde ise —sözüm ona, tarımın başkenti Urfa— süte, yoğurda muhtaç hale düşmüş; maydanozu, nanesi Mersin'den, domatesi Tokat'tan geliyor!
Bu işte bir gariplik yok mu?
Bakıldığında bu tabloda gerçekten de çok büyük, hatta can acıtıcı bir gariplik ve çelişki var. GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ile "toprak suyla buluşacak, bölge ihya olacak" denirken, geçmişin o kendine yeten, hatta Türkiye'yi besleyen doğal ekosisteminin zayıflaması büyük bir ironi.