GİZEMİN ESTETİĞİ

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Bir kadın gücünü ve cazibesini teşhirinden ziyade gizeminden alır.” der E. M. Forster.

Aslında bu yalnızca kadınlar için değil, insanın bütünü için geçerli bir hakikattir. İnsan, kendini bütünüyle ortaya döktüğü ölçüde değil; kendine ait olanı koruyabildiği ölçüde derinleşir. Belki de yaşadığımız çağın büyüsünü yitirmesinin en önemli sebeplerinden biri, her şeyin sınırsızca görünür hâle gelmesidir.

Bugün insanlar hayatlarının neredeyse her anını sergiliyor. Sevinçlerini, hüzünlerini, öfkelerini, başarılarını, hayal kırıklıklarını ve hatta en mahrem duygularını bile görünür kılmayı doğal karşılıyor. Üstelik bunu çoğu zaman onay görmek, kabul edilmek ve varlığını ispat etmek için yapıyor. Oysa bir şey sürekli ispat edilmek zorunda kalıyorsa, hakikati henüz yeterince görülmemiş demektir.

Her şeyi herkesin önüne sermek, özgürlükten çok tükeniştir. Hayatımızın her alanını teşhir etmek yalnızca mahremiyetimizi kaybetmemize neden olmaz; zayıf yanlarımızın da ilgisi olmayan herkes tarafından bilinmesine yol açar. Görünürlük arttıkça haset de çoğalır. İnsanların birbirlerinin hayatlarını sürekli izlemesi, kıyaslaması ve tüketmesi; huzuru değil, huzursuzluğu besler. Haset, sessiz ilerleyen fakat derin yaralar açan bir duygudur. Bu yüzden her şeyin görünür olması, her zaman iyi değildir.

İnsan biraz da merak uyandırdığı ölçüde derinleşir. Değer, sürekli göz önünde olmakla değil; gerektiğinde geri çekilebilmekle korunur. Kendine ait hiçbir alan bırakmayan, bütün varlığını dış dünyanın onayına sunan insan, zamanla kendi iç dünyasını da tüketmeye başlar.

Her insanın kendine özgü bir varlık ışıltısı vardır. Bu; güzellik, yakışıklılık, şıklık, beden dili ya da insanların "aura" dediği şeyden ibaret değildir. Bundan daha derin, daha sessiz bir hâlidir insanın. Görülen değil, sezilen… Açıklanamayan ama hissedilen… İnsan bazen varlığıyla konuşur. Asıl tesir de burada başlar.

İnsan kendine şu soruyu sormalıdır: Değer gördüğüm yerde gerçekten ilgi de görüyor muyum? Yoksa sadece merak edilen, tüketilen ve geçici olarak alkışlanan biri miyim? Çünkü ilgi ile değer aynı şey değildir. Değer, insanın önce kendine gösterdiği saygıyla başlar.

"Neye talipsen, osun." Bu söz, insanın hayatını özetleyen en güçlü cümlelerden biridir. İnsan kendini yalnızca konuşurken değil, seçerken de ifşa eder. Hayatımızın her anı bir seçimdir ve her seçim, kim olduğumuza dair sessiz bir beyandır. Sevdiklerimiz, peşinden gittiklerimiz, vazgeçtiklerimiz, uğruna bedel ödemeyi göze aldıklarımız... Hepsi bizi anlatır.

İnsanı ele veren yalnızca paylaştıkları değildir; neye talip olduğu, neyin peşinden yürüdüğü ve uğruna neleri feda ettiği de onu ele verir. Çünkü insan, en nihayetinde seçtiği şeydir. Talip olduğumuz şey zamanla karakterimize, karakterimiz de kaderimize dönüşür.

İşte bu yüzden insanın her an kendini anlatmasına gerek yoktur. Bazı insanlar sessizlikleriyle konuşur. Bazı duruşlar, uzun cümlelerden daha güçlüdür. Her duygu anlatılmak, her düşünce paylaşılmak, her mutluluk sergilenmek zorunda değildir. Bazı hakikatler sessizlikte büyür; bazı güzellikler ise mahremiyetini koruyabildiği ölçüde değer kazanır.

Zarafeti sırrında saklı olan ey insan; seni kıymetli kılan, çözülememiş taraflarının varlığıdır. Kendini tüketircesine anlatmak yerine biraz da kendi sessizliğinde çoğal. Ağır ağır nefes al ve gizeminin huzurunda dinlen. Sen düşünen, akleden, bilgiyi iliklerinde hisseden bir varlıksın. Kendin olarak kaldığın müddetçe değerlisin; ne eksik ne fazla.

Belki de en büyük zarafet, herkesin gördüğü olmakta değil; kendine ait olanı muhafaza edebilmekte saklıdır. Çünkü bazı hakikatler, ancak gizemini koruyabildiği kadar güzeldir.

GİZEMİN ESTETİĞİ

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.