HER ŞEY AİLEDE BAŞLAR

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Anne babalar çocuklarının iyi bir insan olması için büyük emek verir. En iyi okulları araştırır, iyi arkadaş çevresi edinmesini ister, sağlıklı beslenmesine özen gösterir ve geleceğini güvence altına almak için yıllarca çalışır. Ancak çoğu zaman fark edilmeyen çok önemli bir gerçek vardır: Bir çocuğun karakterini şekillendiren en güçlü eğitim, evin içinde yaşanan gündelik hayattır.

Çocuklar doğdukları andan itibaren çevrelerini dikkatle gözlemler. Henüz konuşmayı öğrenmeden yüz ifadelerini okur, ses tonlarını ayırt eder ve insanların birbirine nasıl davrandığını kaydeder. Bu nedenle aile, çocuğun yalnızca ilk eğitim kurumu değil, aynı zamanda ilk ahlak okuludur. Saygıyı, sevgiyi, merhameti, dürüstlüğü ve adaleti önce ailesinde görür, sonra topluma taşır.

Günümüzde anne babalar çocuklarına doğru davranışları öğretmek için sık sık öğüt verir. “Yalan söyleme.”, “Büyüklerine saygılı ol.”, “Paylaşmayı öğren.”, “Kimseyi kırma.” Gibi cümleler hemen her evde duyulur. Ancak çocuk psikolojisi bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır. Çocuklar, söylenenden çok yaşananı öğrenir. 

Psikolog Albert Bandura tarafından geliştirilen Sosyal Öğrenme Kuramı, çocukların davranışlarının önemli bir kısmını gözlem ve model alma yoluyla kazandığını ortaya koymuştur. Bandura’nın ünlü Bobo Doll deneyleri, çocukların yalnızca ödüllendirilen davranışları değil, yetişkinlerin sergilediği saldırganlık ya da yardımseverlik gibi tutumları da taklit ettiğini göstermiştir. Bu nedenle çocuk için en etkili eğitim yöntemi, anne babasının günlük yaşamda nasıl davrandığıdır.

Bir anne ya da baba çocuğuna dürüst olmasını öğütlerken telefonda “Evde yok de.” diyorsa, çocuk iki farklı mesaj alır. Bir yandan dürüstlüğün önemli olduğu söylenirken, diğer yandan gerektiğinde gerçeğin gizlenebileceği gösterilmektedir. Benzer şekilde, öfkesini bağırarak ifade eden bir ebeveynin çocuğundan sakin kalmasını beklemesi de gerçekçi değildir. Çünkü çocuk, davranışların kelimelerden daha güçlü olduğunu çok erken yaşta öğrenir.

Ahlak gelişimi de yalnızca kuralları ezberlemekten ibaret değildir. Lawrence Kohlberg’e göre ahlaki gelişim, bireyin zaman içinde “cezadan kaçınma” düşüncesinden “evrensel etik ilkelere göre davranma” anlayışına doğru ilerleyen bir süreçtir. Bu gelişimin sağlıklı ilerleyebilmesi için çocukların yalnızca kuralları duymaya değil, kuralların neden var olduğunu anlayabilecekleri, soru sorabilecekleri ve düşüncelerini özgürce ifade edebilecekleri bir aile ortamına ihtiyaçları vardır.

Ne yazık ki günümüz aile yaşamında teknolojinin etkisiyle birlikte yeni sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Aynı sofrada oturmasına rağmen herkesin elinde telefon olduğu, göz teması kurulmadan geçirilen akşamlar giderek artmaktadır. Çocuklar ise sadece ebeveynlerinin söylediklerini değil, onlara ayırdığı zamanı da sevginin bir göstergesi olarak algılar. Araştırmalar, ebeveyn ile çocuk arasında kurulan nitelikli iletişimin çocuğun öz güveni, duygu düzenleme becerisi ve empati gelişimi üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. 

Aile içinde en çok ihmal edilen davranışlardan biri de özür dilemektir. Oysa hata yaptığında çocuğundan özür dileyebilen bir anne ya da baba, aslında ona güçlü bir ahlak dersi vermektedir. Çünkü çocuk, özür dilemeyi bir zayıflık değil; sorumluluk almanın ve karşısındaki insana değer vermenin doğal bir parçası olarak öğrenir. Benzer şekilde teşekkür etmek, verilen sözü tutmak, başkalarının hakkına saygı göstermek ve yardımlaşmak da uzun nutuklardan çok günlük davranışlarla öğretilir.

Psikolojide “güvenli bağlanma” olarak tanımlanan sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi de ahlak gelişiminin önemli bir temelidir. Kendini sevildiğini hisseden, duygu ve düşüncelerinin önemsendiğini bilen çocuklar; yalnızca kurallara uyan bireyler değil, aynı zamanda vicdan geliştirebilen bireyler olma eğilimindedir. Çünkü ahlak, korkuyla değil, güven duygusuyla gelişir.

Elbette hiçbir anne baba kusursuz değildir. Zaman zaman öfkelenebilir, hata yapabilir ya da sabrını kaybedebilir. Çocukların ihtiyacı olan da mükemmel ebeveynler değildir. Asıl ihtiyaç duydukları şey, hatasını fark edebilen, telafi etmeye çalışan, sevgisini hissettiren ve tutarlı davranan yetişkinlerdir. Çocuklar mükemmelliği değil, samimiyeti örnek alırlar.

Bugün toplum olarak sıkça gençlerin saygısızlığından, sabırsızlığından veya empati eksikliğinden söz ediyoruz. Oysa bu davranışların temelleri çoğu zaman okul sıralarından önce aile içinde atılmaktadır. Çocuklarımızın nasıl bir toplumda yaşamasını istiyorsak, o toplumun değerlerini önce evimizin içinde yaşatmak zorundayız.

Belki de her anne babanın gün sonunda kendisine sorması gereken soru şudur: “Bugün çocuğum bana bakarak hangi değeri öğrendi?” Çünkü çocuklar geleceğe söylediklerimizi değil, yaşattıklarımızı taşırlar. Onlara bırakacağımız en kıymetli miras; iyi bir meslekten, büyük bir evden ya da maddi imkânlardan önce, dürüstlüğü, merhameti, adaleti ve sevgiyi davranışlarımızla gösterebildiğimiz bir yaşam olacaktır.

Kendinize nazik davranmayı unutmayın! 

HER ŞEY AİLEDE BAŞLAR

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.