Bir kendimize soralım...
Bugün etrafımızdaki insanların kaçı bizi gerçekten seviyor, kaçı sadece işine yaradığımız için yanımızda duruyor?
Hemen her yerde aynı manzarayı görüyoruz. İşin, makamın, paran varsa etrafın kalabalık. Telefonun susmuyor, çayını içmeye gelen eksik olmuyor. Peki ya elindekiler gidince? O kalabalıktan geriye kaç kişi kalıyor?
İşte asıl soru burada başlıyor.
Makyavelli, "İnsan çoğu zaman erdemi değil, menfaati seçer." der. Belki ağır bir söz... Ama hayatın içinde buna kaç defa şahit olduk?
Hiç dikkat ettiniz mi? Dün seni göklere çıkaran, bugün başka bir kapıda seni yok sayabiliyor. Dün "kıymetli kardeşim veya kıymetli büyügüm sensiz olmaz." diyen, yarın selamını bile esirgeyebiliyor. Değişen gerçekten insanlar mı, yoksa menfaatleri mi?
Bizim buralarda bir söz vardır: "İş bitince yol da biter." Ne kadar acı ama çoğu zaman ne kadar da doğru...
Bir insanı tanımak istiyorsan cebindeki paraya değil, cebin boşaldığında yanında kalana bak. Makamına değil, makamın bittiğinde kapını çalana bak. Alkışlayanlara değil, sustuğunda seni arayana bak.
Çünkü gerçek dostluk, iş düştüğünde değil; iş bittiğinde belli olur.
Acaba vefayı mı çok büyütüyoruz, yoksa menfaati mi? Dostluklarımızı samimiyet üzerine mi kuruyoruz, yoksa çıkar üzerine mi?
Menfaatin ömrü kısadır. Karakterin ömrü ise insan öldükten sonra bile konuşulmaya devam eder. Geriye kalan ne maldır, ne makamdır... Geriye sadece insanın adı ve bıraktığı iz kalır.