Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın.
Bugün gençliğimizi, gençlerimizi ve onlara bıraktığımız geleceği konuşacağız. Şanlıurfa, Türkiye'de nüfus yoğunluğu ve genç nüfus oranı en yüksek illerden biri; yani bu mesele, çoğumuzun sandığından daha yakın bize. Ama şunu baştan söyleyeyim: bu yazı "gençler yoldan çıktı, şımardı" türünden bir şikayet değil. Çünkü onları eleştirmeden önce sormamız gereken bir soru var: biz onlara ne verdik ki? Asıl konuşmak istediğim gençlerin kendisi değil; onları bugüne getiren koşullar, kararlar ve sessizlikler.
Antik çağlardan kalma bazı yazıtlarda bile gençlerin tembelliğinden, gündelik işleri yapmak istemediklerinden şikayet edildiği anlatılır — bu hikayenin ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ama işaret ettiği şey tanıdık: her nesil kendinden öncekini eleştirmiş. Gençlere hep misyonlar yükledik, beklentilerimizi yüksek tuttuk; ama onlara ne istediklerini, dertlerinin ne olduğunu hiç sorduk mu?
Herkes kendi çağının şartlarına göre yetişiyor ve o çağa göre değerlendirilmeli. Fatih'i düşünelim: onu bugün hatırlanır kılan şey, bir şehzade olması ya da en iyi hocalardan ders alması değil; küçük yaşından itibaren önüne net bir hedef konmuş olmasıydı — bir şehri fethetmek. O hedefe göre yetişti, o hedefe göre düşündü. Zenginlik ya da imkan tek başına yeterli olsaydı, imkanı bol her genç bir Fatih olurdu; ama olmadığını hepimiz biliyoruz. Mesele imkan değil, o imkanın hangi hedefe hizmet ettiği — ve bu hepimiz için geçerli. Burada sadece gençleri değil, onları yetiştiren, zihniyetin temellerini atan ebeveynleri de konuşmamız lazım.
Zaten gençlikte bir sorun varsa, bunun en büyük sebebi ebeveynlerdir. Ne kadar çalıştığımız değil, o çabayla çocuğumuza hangi zihniyeti kazandırdığımız önemli. Çok zengin olursak daha dindar, eşyamız çoğalırsa daha iyi insanlar olmayacağız; sadece konforumuz iyileşmiş olacak, o kadar.
"Gençlerimizin önünü açmalıyız" diyoruz ama bunu söyleyenlerin samimiyetine pek inanmıyorum. Gençler için gerçek bir hedef, bir zihniyet inşa eden pek görmedim; kendi çapında çalışanlar var, ama halimiz ortada.
Gençlerin önündeki fırsatlar da herkes için eşit açılmıyor, rakamlar bunu gösteriyor: TÜİK'in 2021-2023 Beşeri Sermaye Endeksi'ne göre Şanlıurfa, çocukların eğitim, sağlık ve gelecekte sahip olabileceği imkânlar açısından 81 il arasında 79'uncu sırada; kentin puanı 0,618 ile Türkiye'nin en düşük beşinci puanı. Şanlıurfa, bugün bir çocuğun geleceğe en umutla bakabileceği şehirlerden biri değil, neredeyse listenin sonunda yer alan bir şehir. İşgücü tarafında da tablo farklı değil: 2023'te işsizlik oranı yüzde 9,9, işgücüne katılım yüzde 45,5, istihdam oranı yüzde 41,0. İŞKUR'a kayıtlı 44 bin 228 işsizin büyük bölümü 20-34 yaş arası genç nüfus ve çoğu yalnızca ilköğretim veya lise mezunu.
Hepimiz bataklıktayız ama bazılarımız yıldızları seyrediyor.
Gençlerde gelecek kaygısı var demiyorum; neredeyse hepsi gelecek adına bir şey düşünmek dahi istemiyor, kararlarını çoktan vermişler. Bugün üniversiteden mezun olacak bir genç kendini üç harfli bir markette çalışan olarak görüyor, ona bile inanmıyor. Bir aile kurmak, idealler sahip olmak — bunlar hayal. Önüne bir hedef, bir yaşam tarzı koymadığımız gençler bugün uyuşturucuya, hırsızlığa, hapse sürükleniyor; tek bir sebep yok elbette, ama boşluğun ve sahiplenilmemişliğin payı büyük.
Bunlar bizim gençlerimiz, bunlar bizim geleceğimiz. Bu durumu değiştirecek olan yine biziz. Ve bu sadece temenniyle olmaz. Okullarda gençlerin eğilimi ve yeteneği erkenden belirlenip ona uygun alana yönlendirilmeli; iş ve istihdam imkânları artırılmalı ki önlerine konan hedefin bir karşılığı olduğunu görsünler. Okuma alışkanlığı için bir seferberlik başlatılmalı, kütüphaneler canlandırılmalı; bu konuda halktan ve kitapseverlerden destek istenmeli. Şanlıurfa'nın yeşil alanları artırılmalı, bu alanlar gençlerle çocukların bir araya geldiği, yaşam koçlarının rehberlik ettiği yerlere dönüştürülmeli. Mahalle ölçeğinde gençlik merkezleri, mentorluk programları gibi adımlar konuşulmalı ve takip edilmeli.
Fatih'e bir şehir fethetme hedefi verildi ve bu hedefe göre yetiştirildi. Bugünün gençlerine ne veriyoruz, hangi hedefi gösteriyoruz? İlk ve son sorumuz bu olmalı.