Birey, kendisini hiçbir güce bağımlı kılmadan gerçekleştiren, toplum içinde yaşama doğasını ontolojik kaygısı olmadan ve sınırları belirlenmiş bir alanı ileri götürmekle mükellef insandır.
Toplum, esfelden eşrefe surette insan olan herkesin bir arada yaşadığı zorunlu birliktelik. Bireyin varlığı diğeriyle kaimken, diğeri bireyin varlığını vahim hale getirmekten başka bir seçenek bırakmamıştır.
İnsanın, birey olma doğrusunda ilerleyememesi ve toplum içinde var olma kaygısı, onu herhangi bir oluşum içinde yaşamaya zorlar. Bu zorunluluğun ve toplu halde yaşama gücünün, batıl sistemlere karşı bir duruş olarak zuhur etmesi gerekirken, kendiliğinden teslimiyetçi bir evrilmeye doğru gittiği görülmüştür. Ondandır ki günümüz cemaatlerinin insanı elifba’dan amme cüzü’ne geçirmesinden başka bir yere getirmesi zordur. Referans aldıkları ilahi buyruklara bakıldığında, tepesinde dolanmaları gerekirken, dünyanın dibinde dolanan cemaat/hareketlerin yüzyıldır buhran içinde oldukları ve sadece kendi cemaatlerinin büyümesinden başka bir kaygı taşımadıkları görülmektedir.
Bireyi, cemaat/hareket olarak büyümek için kendi basamaklarında harcadıkça ve sıyrılmaya çalışanları da hikmetli bir sözle sükuta uğrattıkça da her hareketin sonu hezimet olacaktır. İçinde bulunduğu oluşumun referans aldıkları doğrulardan yanlışlara gidildiğini görmezlikten gelenler ve her yanlışı hikmete bağlayanlar, oluşumlarını gerçekleştiremez ve Müslümanlar için global bir enfeksiyon haline gelirler.
Bu yüzyılın (Türkiye’deki) cemaatlerinin, bireyin dinamiklerini kendi içinde pasifize eden mekanizmaları Müslümanları uyuşturmuş ve gece yarısı bütün mahallenin uykusunu kaçıran bir sokak serserisinin şarkı tutturma cesareti kadar bile haksızlık karşısında bir duruş ortaya koymasına çare bulamamıştır.
Varlığını eşrefi mahlukat olarak Rabbine adamak kaygısından ziyade cemaatinin menfaatini önceleyen insanın birey olmakla insanlığı arasında, kul olmakla Rabbi arasında uzun bir mesafe vardır.
Gayesi İslam’a hizmet olanların nasıl tanımlandıklarına ve kendilerini nasıl tanımladıklarına baktığımızda laf ile güzergah arasında uçurumlar olduğunu görüyoruz. Bu uçurum derinleştikçe cemaatine dahil edilmemiş veya edilememiş diğer topluluklar tarafından sahiplenmesi de zor olacaktır. Günümüz cemaatlerinin gayesi iyi bir topluma doğru ilerlemek ve şuurlu Müslümanlar yetiştirmek olması gerekirken biri diğerinden rahatsız cemaatlere dönüşmeleri ve herkesin birbirini sahiplendiği ve takdir ettiği bir cemaat olgusuna ulaşamadıklarını esefle gözlemliyoruz.
Ümmet olmaktan ziyade sistem içinde kendilerine otoban rahatlığında şeritler oluşturmayı şiar edinenlerin, İslam karşıtlarını rahatsız etmeleri gerekirken kendilerinden rahatsız olan Müslümanları oluşturmaları başlı başına bir hezimet olarak kâfidir.
Cemaatler sürülerin toplanmasından ibaret bir yığışım değil, bireylerin birbiriyle yükseldiği sağlam duvarlar gibi olmalıdır.
Biri diğerini gammazlayıp dünyalık her refahın sadece kendilerine peşkeş çekilmesinin beklentisi dünyalıktan ibaret cemaatlerin kabrin ötesinde insana vaad ettiği hiçbir şey yoktur. Birey olmadan cemaat olmak harcı kireç taşından yapılmış bir inşanın yağmurdaki akıbetine benzer ki zamanla eriyik halde kendini bitirecektir.
Özelde cemaat-birey üzerinde kurgulanan bu yazıya, her sivil toplum kuruluşu, dernek, esnaf odası, parti ve bilumum topluluk organizasyonları da dahildir. Dinî referansla iki kişinin bir cemaat olarak kabul edildiği yerde her ikinin de birlikte kemale ermesi kendilerini gerçekleştirmekten geçer.
J.J.Rousseau’nun, “İnsan özgür doğar; oysa her yerde zincire vurulmuştur.” Sözü günümüz oluşumlarını yerinde tespitle göstermektedir.
Sınırları belirlenmiş bir toplum içinde bireyin kendi sınırlarını belirlemeden yaşaması toplum olarak yapılan her aşırılığa da sınırsız bir biçimde baş eğmesidir. Her birliktelik, biri diğerini kaldırmakla ve ileri götürmekle malumken, bu malumatla bireyi sindirmeye ve istediği gibi yönlendirmeye tabi kılarak pasifize etmekten başka bir işe yaramamıştır.
Kendini gerçekleştirmeyenin cemaat-toplum ile birlikte atacak bir adımı yoktur.