ÖZEL HABER I Dar sokakları, kesme taş mimarisi ve yüzyıllara uzanan kültürel mirasıyla dikkat çeken Şanlıurfa, araştırmacıların ilgisini çekmeye devam ediyor.
Kentin tarihi dokusunu oluşturan geleneksel mimari, özellikle dar sokaklar, kesme taş yapılar ve zengin süsleme sanatlarıyla öne çıkarken, 17. ve 19. yüzyıllar arasına tarihlenen geleneksel Urfa evleri ziyaretçileri karşılıyor.
Bu evlerde kullanılan yapı sistemi ve sokak dokusu hem iklim koşullarına uyum hem de sosyal yaşamın bir parçası olarak şekilleniyor. Yazın aşırı sıcaklara karşı serinlik sağlayan kalın taş duvarlar ve içe dönük avlulu planlar, kışın ise ısıyı koruyan bir mimari yapı oluşturur.
Sokaklarda görülen dar geçitler ve üstü örtülü bölümler ise şehrin yapı mimarisine ilişkin derin izler taşır.
Mimar ve alan deneyimi araştırmacısı Ayşe Arya Vilgenoğlu da, farklı şehirlerde yaptığı saha çalışmalarında derlediği görüntüler ve gözlemlerle bu kez Şanlıurfa’nın tarihi dokusunu kayıt altına aldı.
Vilgenoğlu, kentin dar sokakları, taş mimarisi ve geleneksel yaşam izlerinin adeta “zamanda yolculuk hissi” oluşturduğunu ifade etti.
“URFA’DA KENDİNİZİ ZAMANDAN MUAF, BAMBAŞKA BİR EVRENDE GİBİ HİSSEDERSİNİZ”
Şanlıurfa’nın tarihi sokaklarına adım atıldığında kendinizi bambaşka bir evrende gibi hissettiğini belirten Vilgenoğlu, şunları kaydetti:
“Urfa’nın tarihi sokaklarına adım attığınızda kendinizi zamandan muaf, bambaşka bir evrende gibi hissedersiniz. İki yanda yükselen sağır duvarlar, tetribeler ve kabaltılar… Burada dar ve çıkmaz sokaklara ‘tetribe’, üzeri tonozla kaplı geçişlere ise ‘kabalti’ denir. Her tetribe, çoğunlukla 17. ve 19. yüzyıllara tarihlenen geleneksel Urfa evleriyle son bulur. Sokaklarda gezerken evlerin sokağa taşan konsollarıyla karşılaşıyorsunuz.”
“KAPILAR RÖLYEF TEKNİĞİYLE YAVAŞÇA SİZİ İÇERİYE DAVET EDEN BİRER TABLO NİTELİĞİNDE”
Taş işçiliğinin estetik yönüne vurgu yapan Vilgenoğlu, evlerin sokağa taşan konsollarla desteklendiğini, bu yapıların yalnızca işlevsel değil aynı zamanda sanatsal bir nitelik taşıdığını belirterek şöyle devam etti:
“Bu konsolların altı dört ya da beş kademeli konsol taşlarıyla, yani kadim ustaların tabiriyle bindirmelerle desteklenmiş. Fakat bu taşlar sadece yük taşımak için orada değil. Her biri birer heykeltıraş zarafetiyle ince ince işlenerek sokağın o yaşayan dokusuna eklemlenmiş. Kapılar ise sadece bir açıklık ya da geçit değil, rölyef tekniğiyle yavaşça sizi içeriye davet eden birer tablo niteliğinde.”
“YAZIN 45 DERECEDE SERİN TUTUYOR, KIŞIN ISIYI HAPSEDİYOR”
Şanlıurfa’nın yapı malzemesinde kullanılan yerel kalker taşı “nahit” hakkında da bilgi veren Vilgenoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Bu büyüleyici doku, bölgenin yerel kalker taşı olan nahitten oluşuyor. Yeni çıkarıldığında yumuşak, kolay işleniyor; havayla temas ettikçe sertleşiyor. İlk çıkarıldığında oyuluyor ve çeşitli motifler yapılıyor. Rozet, rozet, kabara, madalyon ve bitki motifleri yaygın kullanılan süsleme unsurları. Bu taş yazın 45 derecede serin tutuyor, kışın ise ısıyı hapsediyor. Aynı taşın 12 bin yıl önce Göbeklitepe’de de kullanıldığı biliniyor.”
“BU SOKAKLAR ÖMÜR BOYU BİTMEYECEK BİR MİMARLIK DERSİ”
Şanlıurfa’nın tarihi evlerinin yalnızca birer mimari yapı değil, aynı zamanda aile kültürünün olduğunu vurgulayan Vilgenoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu evler, ailenin, birlik olmanın ve bir arada yaşama sanatının en somut ve estetik örnekleri. Ve bu sokaklar ömür boyu bitmeyecek bir mimarlık dersidir.”

0 Yorum