Şanlıurfa'da çiftçinin görünmeyen psikolojik yükü: Hayatı alt üst ediyor

Şanlıurfa’da hasat dönemi, çiftçiler için aylarca verilen emeğin karşılığını alma umudunu taşırken; düşük verim, ürün fiyatlarındaki belirsizlik ve borç yükü bu umudu kaygıya dönüştürebiliyor. Uzman Klinik Psikolog İrem Bulut, ekonomik baskının çiftçilerin ruhsal durumundan aile ilişkilerine kadar uzanan etkilerine dikkat çekti.

Şanlıurfa'da çiftçinin görünmeyen psikolojik yükü: Hayatı alt üst ediyor

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Haberlerimizi Google'da Takip Edin Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google'da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

ÖZEL HABER I Şanlıurfa’da tarımla geçimini sağlayan çiftçiler için hasat dönemi, yalnızca ekonomik sonuçların ortaya çıktığı bir süreç değil, aylarca verilen emeğin karşılığının beklendiği kritik bir dönem olarak öne çıkıyor. 

Beklenen verimin alınamaması, ürün fiyatlarının düşmesi veya borçların ödenememesi gibi ekonomik sorunlar, çiftçilerin ruhsal durumunu ve aile içi ilişkilerini de etkileyebiliyor.

Gazeteipekyol.com’a konuşan Uzman Klinik Psikolog İrem Bulut, tarlada yaşanan ekonomik kaygının zamanla aile ilişkilerine ve bireylerin ruhsal durumuna da yansıyabildiğine dikkat çekti.

BULUT: ÇİFTÇİLİK SADECE ÜRETMEK DEĞİL, BİR AİLENİN GELECEĞİNİ TAŞIMAKTIR

Çiftçiliğin yalnızca üretimden ibaret olmadığını belirten Bulut, bir tarım sezonunda verilen emeğin ailelerin yaşamının birçok alanıyla doğrudan bağlantılı olduğunu şu sözlerle ifade etti: 

“Şanlıurfa’da tarla yalnızca tarla değildir. Birçok aile için evin geçimi, çocukların okul masrafı, ödenecek borçlar, gelecek yılın planı demektir. Bu nedenle tarladaki ürünün durumu sadece ekonomik bir mesele olarak kalmaz. Evin içine, aile ilişkilerine ve insanın ruh haline kadar taşınır. Üstelik çiftçilikte insan birkaç günlük ya da birkaç haftalık emeğinin sonucunu beklemiyor. Bazen neredeyse bir yılını o toprağa veriyor. Toprak hazırlanıyor, ekim yapılıyor, sulama yapılıyor, gübre ve ilaç masrafları karşılanıyor. Sıcağın altında çalışılıyor. Gün geliyor çiftçi sabahın ilk saatlerinde tarlaya gidiyor, gün geliyor gece geç saatlere kadar işiyle uğraşıyor. Aylar boyunca hem para harcanıyor hem fiziksel emek veriliyor. Aylar boyunca verilen bütün bu emeğin karşılığında ise çiftçinin hasat zamanına bağladığı büyük bir beklenti var. Çünkü çiftçi aslında yalnızca ürün yetiştirmiyor. O ürün üzerinden borcunu kapatmayı, evinin ihtiyaçlarını karşılamayı, çocuğunun masrafını ödemeyi, belki gelecek yıl yeniden üretim yapabilmeyi planlıyor. Bu yüzden hasat zamanı yalnızca ürünün toplanacağı bir dönem değil, aylar boyunca kurulan bütün bu hesapların da karşılığının beklendiği bir zaman oluyor.”

“AYLARCA VERİLEN EMEĞİN KARŞILIĞI ALINAMADIĞINDA KAYBEDİLEN YALNIZCA PARA OLMUYOR”

Beklenmeyen hava olayları, kuraklık, hastalık, düşük verim veya ürünün beklenen değeri görmemesinin çiftçinin bütün planlarını değiştirebildiğini belirten Bulut,

“Ancak bazen tek bir olumsuzluk bütün hesabı değiştirebiliyor. Beklenmeyen bir hava olayı, kuraklık, hastalık, düşük verim ya da ürünün beklenen değeri görmemesi… Aylarca verilen emeğin karşılığı alınamadığında kaybedilen şey yalnızca para olmuyor. İnsan, bir yıl boyunca verdiği emeğin boşa gittiğini hissedebiliyor. Psikolojik olarak en ağır taraflardan biri de tam olarak burada başlıyor. Bir insan düşünün; aylar boyunca çalışmış, yorulmuş, masraf yapmış, hayatını hasat zamanında elde edeceği gelire göre planlamış. Sonunda beklediği karşılığı alamıyor. Üstelik bazı durumlarda sadece kazanç elde edememekle kalmıyor, yaptığı masraf nedeniyle borçla karşı karşıya kalıyor. Böyle bir durumda “Seneye yeniden deneriz” demek dışarıdan kolay olabilir. O tarlanın içinde bir yılını geçiren insan için aynı cümle her zaman bu kadar kolay değildir. Çünkü yeniden başlamak için önce yaşadığı hayal kırıklığını taşıması gerekir. “Bu kadar emeğim ne oldu?” “Şimdi borcumu nasıl ödeyeceğim?” “Gelecek yıl yeniden aynı şey yaşanırsa?” “Ailemin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağım?” Bu sorular zihinde dönmeye başladığında hasat bitmiş olsa bile kişinin zihni hasattan çıkamaz. Tarladaki iş sona ererken zihindeki hesap devam eder.” Dedi. 

“KONTROL DUYGUSU ZEDELENEBİLİR”

Bir yıllık emeğin karşılığının alınamamasının kişide kontrol duygusunu zedeleyebileceğini belirten Bulut,

“Bir yıllık emeğin karşılığını alamamak, insanda kontrol duygusunun zedelenmesine neden olabilir. “Ne kadar uğraşırsam uğraşayım sonuç değişmiyor” düşüncesi zamanla umutsuzluğu besleyebilir. Özellikle bunun birkaç yıl üst üste yaşanması kişinin yeniden başlama motivasyonunu da etkileyebilir Üstelik bu yük çoğu zaman tarlada kalmaz.Şanlıurfa gibi tarımın birçok ailenin hayatında önemli yer tuttuğu bir şehirde bunun etkisini sadece çiftçi üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Çünkü ekonomik kaygı çoğu zaman bir kişinin üzerinde başlayıp bütün eve yayılır. Geçim sıkıntısı yaşayan bir insan daha tahammülsüz olabilir. Uyku düzeni bozulabilir. Sürekli hesap yapmak zorunda kalmak zihinsel yorgunluğu artırabilir. Daha önce kolaylıkla tolere ettiği küçük meseleler büyük tartışmalara dönüşebilir. Eşler arasındaki iletişim zorlaşabilir, çocuklara karşı sabır azalabilir. Dolayısıyla bazen evde yaşanan gerginliğin altında büyük bir ilişki problemi değil, uzun süredir taşınan ekonomik kaygı vardır. Bu kaygının nasıl dışarı yansıtıldığı da kişiden kişiye değişir. Özellikle erkeklerin ruhsal sıkıntılarını ifade etme biçimine burada dikkat etmek gerekiyor. Toplumumuzda erkeklerden hâlâ güçlü olması, ailesini geçindirmesi ve yaşadığı sorunları kendi içinde çözmesi beklenebiliyor. Bu nedenle bir çiftçi “Kaygılıyım” ya da “Psikolojik olarak zorlanıyorum” demek yerine daha çok susabilir, içine kapanabilir, çabuk öfkelenebilir veya uyuyamadığını söyleyebilir.” şeklinde konuştu. 

“EKONOMİK KAYGI AİLE İLİŞKİLERİNE YANSIYABİLİYOR”

Bulut, ayrıca sürekli hesap yapmak zorunda kalmanın kişiyi zihinsel olarak yorabileceğini belirterek sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“Ekonomik bir problemi yalnızca “olumlu düşünerek” ortadan kaldırmak mümkün değildir. Gerçek bir borç varsa vardır. Ürün beklenen kazancı sağlamadıysa bu da gerçektir. Bir insan bir yıllık emeğinin karşılığını alamamışsa ona yalnızca “moralini bozma” demek yaşadığı yükü anlamak değildir. Psikolojik destek kişinin yaşadığı ekonomik gerçeği değiştirmez. Fakat o gerçekle baş etme biçimini değiştirebilir. İnsan her şeyi aynı anda çözmeye çalıştığında zihinsel yük daha da büyür. Kontrol edebildiği ve kontrol edemediği alanları ayırabilmesi, kaygısını ailesine öfke olarak yansıtmaması, uyku ve günlük yaşam düzenini mümkün olduğunca koruması önemlidir. Gerektiğinde çevresinden veya bir uzmandan destek istemesi de güçsüzlük değil, yükün ağırlaştığını fark edebilme becerisidir. Bu noktada yetişkinlerin yaşadığı yük kadar, evdeki çocukların bu süreçten nasıl etkilendiğini de gözden kaçırmamak gerekiyor. Çocuklar evde konuşulan ekonomik meselelerin tamamını anlamasalar bile anne ve babalarının kaygısını oldukça iyi hissederler. Sürekli borç konuşulan, gelecek konusunda endişenin hâkim olduğu veya ebeveynlerin daha gergin olduğu bir ev ortamı çocukta da güvensizlik ve kaygı oluşturabilir.”

Şanlıurfa'da çiftçinin görünmeyen psikolojik yükü: Hayatı alt üst ediyor
reklam alanı

İptal

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

0 Yorum

Daha fazla gösterilecek yazı bulunamadı!

Tekrar deneyiniz.