Son üç günde yaşananlara bakınca insanın içi daralıyor.
Siverek’te bir okul basılıyor.
Çocuğun kalem tuttuğu yere, hesaplaşma giriyor.
Bu, bir kavga değil; bu, sınır tanımayan bir öfkenin ilanıdır.
Trafikte olanlar ayrı bir yara…
Daha çocuk yaşta bir can, asfaltın üstünde kalıyor.
Sebep hep aynı: hız, inat, öfke.
Kimse “önce insan” demiyor artık, herkes “önce ben” derdinde.
Ama mesele sadece görünenler değil.
Sokak aralarında başka bir yangın var: uyuşturucu.
Eskiden gizliydi, utanılırdı.
Şimdi neredeyse aleni.
Gençlerin gözünde bir boşluk, davranışlarında bir kopukluk…
Sebebini herkes biliyor ama kimse açık açık konuşmuyor.
Bir de buna sanal kumarı ekleyin…
Bir telefon ekranı…
“Belki kazanırım” diye başlayan bir batış hikâyesi…
Ardından borç, ardından çaresizlik.
Ve maalesef, ardından gelen o acı haberler…
Bütün bu yaşananlar birbirinden bağımsız değil.
Okulda şiddet,
Trafikte ölüm,
Evde kumar,
Sokakta uyuşturucu…
Hepsi aynı çözülmenin parçaları.
İşin en acı tarafı şu:
Hâlâ “neden böyle oldu” diye soruyoruz.
Oysa cevap ortada.
Sabır azaldı.
Tahammül tükendi.
Denetim zayıfladı.
Ve en önemlisi, kimse “dur” demedi.
Bir şehir, bir günde bu hale gelmez.
Ama bir şehir, göz göre göre bu hale gelir.
Eğer bugün hâlâ bu tabloyu görmezden gelirsek…
Yarın konuşacak daha ağır haberler buluruz.
Ve o zaman…
Sadece yazmak yetmez.